son Run.bo’lar

SELMAN FARUK GENÇTÜRK

1989’un bir mart günü Samsun‘da doğmuş Selman. Aslen Trabzon Sürmeneli olan arkadaşımız ufaklıktan alışık dağ, tepe, yayla gezmeye. Sporla olan ilgisi hiçbir zaman profesyonel bir hal almasa da, eldeki imkanlarla sokakta yapılacak bütün hengamelerle, ufak yaştan itibaren uğraşmıştır. Bisikleti yokuş yukarı arazi şartlarında sürmekten hoşlanan bir çocuk olması, onun küçük yaşlarda normal olmadığına dair işaretlerden biri olmuş 🙂 Her Türk evladı gibi sabahtan akşama kadar elinde domates, ekmek, top peşinde koşturması da cabası. Ailecek Ankara’ya göç ettikten sonra, ortaokul ve lise yıllarını genel anlamda futbol baskın geçirmiş tabii ki. Üniversiteyi de hiç sevmediği Ankara‘da okuyunca, sürekli bir yerlere gidip gezeyim tozayım isteği de doğmuş tabi. Askere gidene kadar nereyi ne kadar zamanda koşmuş haberi bile olmayan Selman, bakmış 3km koşularda en arkadan gelip çürük elmaları toplayan birkaç koşucudan biri olmuş komutanların zoruyla:) (İlk ışık 😬) Askerlikten sonra iş hayatının sıkıcı zamanları başlamış elbet. Bir gün iş yerinden bir arkadaşı “Bugün İstanbul Maratonunun kaydının son günüymüş gel bak gidelim, 10 km yarışı da var, nolcak en kötü yürürüz be oluuum, köprüyü yürür geliriz en olmadı ya ” teklifiyle bir anda ilk yarışını koşmaya adım atmıştır:) Tabi o hafta rahatsızlanan arkadaşı gelmese de Selman yarışı bitirir. Tek hedef aslında yürümeden yarışı tamamlamaktır, hedef hallolmuş, 50 dk sonra finish gelmiştir:) Vay be iyi oluyor bu, ben bundan sonra koşayım ya, nasılsa orda burda yarış çok diye koşu macerasına atılır Selman:) İlk ultrası olan Frig’te, yazlıkta ekmek almaya giden tatil çocuğu gibi sadece şort ve tişörtle yola çıkanca susuzlukla ağır bir imtihan geçirir ve bundan sonraki ultraları için en azından yeterli su taşıma dersini çıkarır 😄 Bu yarışta tanıştığı ekip Ankarakoşuyor’un, haftasonu antrenmanlarına, tembellik yapmadığı zamanlar katılarak kendini az da olsa geliştirme evresine geçmiştir:) Farklı farklı yerlerde bir çok yarışa katılmış olan Selman’ın antrenmanda koştuğu km’ler muhtemelen yarıştakilerden daha az gelmektedir:)) Geçen iki buçuk seneye toplamda 5 ultra, 11 yol yarışı (biri şuuru bulanık biçimde biten maraton 😄),1 de Wings 4 Life koşusu olmak üzere 17 müsabakadan sağ salim, başı dik ve bacakları çarpık ayrılmayı başarmıştır 😄 Likya’da, 2016 Eylül‘de koşulan 18K’lık patika koşusunda beraber koştuğu Sermin sayesinde ilk kez adını duyduğu ekip Team Run.Bo tanışıklığı başlar. 2017 başında beraber koşmayı planladıkları iki ultrayı da (Efes ve Alanya) mücbir sebeplerden dolayı kaçırdıktan sonra, Team Run.Bo’nun da teşviğiyle 22 Nisan’da koşulan İznik için yine bir çılgınlık yapıp 50K’ya kaydolmuştur 🙂 Burada ekibin diğer koşu müdavimi üyeleri ile de bizzat tanışmış ve 50K’yı iki hafta evvelden koştuğu 10 km’lik sıkı bir antrenman programıyla 😬, 7:58 gibi bir süreyle tamamlamıştır ve hala hayattadır 😄 Sanırım durmayacak 😬


MEHMET KAÇAR

80’lerin sonu, 90’ların başında sokakta top koşturan kuşağın parçası olan Mehmet, yerdeyim taştayım, saklambaç, yakalambaç gibi interval tadında oyunlar ile erken yaşlarda spora adımlarını atmıştır. Okul sıralarında gelen takdir belgeleri ile kasetli atari kazanan Mehmet’in sporla ilişkisi artık farklı bir boyut kazanacaktır. Ataride ilk kasetlerinden olan, Ural-Altay dil ailesine mensup (Japonca) yazı karakteri ile dönemin tüm çocuklarını etkisine alan futbol oyunu ‘Tsubasa’ ile mahalleler arası futbol dünyasında hızlı adımlarla ilerleyip akşam ezanı alarmıyla evine geri dönmektedir. 🙂 (Tsubasa, döneminde birçok futbolcuya ilham olmuştur 🙂 Bknz: Arda TURAN/1987, Semih ŞENTÜRK/1983 Lionel Messi/1987). İlkokulun sonlarına doğru, yaz tatillerinde ‘eti senin, kemiği benim’ denilerek bir meslek erbabının yanına konulan Mehmet, çıraklıktan kazandığı haftalıklar ile aldığı Voit marka ilk basketbol topuyla potaları sallamaya başlamıştır. Orta öğretiminde, basketbol ve futbol sevdası devam eden Mehmet, sınıflar arası maç takımlarının vazgeçilmezi olmuştur. Lisede sınıf basket takımında yer alsa da, ilk maçında okul birincisi ekip ile karşılaşıp, basketbol oynamaya tövbe edilesi tadda yenilmiştir. Basketbolu NBA izleyicisi olarak bir süre devam ettirip, alternatif spor arayışında masa tenisi ile tanışmıştır. Lisede sınıf/sıra arkadaşı ve halen dostu olan Burak ile 5 dakikalık teneffüs ve 5 dakika sonra çalan öğretmen zili ile birlikte 10 dakika olan arayi ‘timing’i çok iyi kullanan bu ikili, son katta olan sınıfları ile zemin katta bulunan masa tenisi masasi arasında lise son sınıfa kadar mekik dokuyarak kullanmışlardır. Lisans eğitimi olarak Fizik gibi zorlu bir branşı seçen Mehmet, elindeki spor branşlarını arttıramamış, hatta azaltıp, PES (Pro Evolution Soccer) 4 düzeyine çekmiştir :). 4 yılda Fiziği bitiren Mehmet (o yeaah) üzerine lisansüstü eğitimini tamamlayıp, askere gidip 4 ay 15 günde geri gelmiştir 🙂 İş hayatına (Gayrimenkul Değerleme Uzmanı) 2010 yılında, 85 kiloda başlamış, 90’ları görmüş, 100’ü de geçmem halde deyip, 2014 ün sonlarında aynanın karşısında artık kafasının direkt iki omzu arasında durduğunu, boynunun bu süreçte evrilerek kaybolduğunu fark etmesiyle ‘ama ne yedik, fakat iyi yedik, o değil de fena yedik…’ dese de ilk yarı maratonu 110 kilo ile 25 derece sıcakta, sıfır antrenman ile, meslektaşı olan Hüseyin ÇALIŞKAN abisinin ‘hadi Mehmet yaparsın’ demesiyle ‘9 Eylül Koşusu’nu (21K) 2015 Eylül’ünde 02:55 derecesiyle cut-off’a yetişemese de tamamlayıp (sonlara doğru halüsinasyon görse de) 5 gün ateşler içinde yatmıştır :/ Kendine gelir gelmez, ‘acımadı ki’ diyerek 2016 yılı yarı maratonuna kitlenen çaylak koşucu, ‘bu dağlar bizim’ mottosuyla İzmir’de hemen hemen her patikaya hakim olan Hüseyin abisiyle trekking ve bisiklet sürüşlerine başlamış ve devam etmektedir. İlk 10K’sını 19 Mayıs koşusunda (2016) 01:04 le, ikinci 21K’sını 02:10 la tamamlayan Mehmet, 2 ay gibi kısa sürede, #ultracıolabilecekmiyim hashtag’iyle Bodrum ultra maratonuna hazırlanıp (50K) ilk ultra deneyimini 07:55 lik süre ile rahat bir şekilde tamamlamıştır. Kürsüye çıkamasa da, Aylin ablası ile girdiği iddia (Mehmet beni yakalarsan ya da geçersen bla bla bla :D) yı kazanıp, Tavacı Recep’te gerçek kürsüye çıkmayı beklemektedir :D. 2017 yılında İznik, Tahtalı, Kaçkar, Aladağlar, Kazdağları ne varsa hepsini hedefine koymuş fakat her işte olduğu gibi ‘la koştuk ya’ ultra yapılabiliyormuş deyip bırakacak mı, Mehmet de merak ediyor… (Run.Bo edit: Seni Spartathlon koşturmadan bırakmayız valla Memocum)


ADALET ÇETiN-CEYLAN

ados21976 yilinda Almanya/Bremen’de dogdu. Cocuklugunun büyük bir kismini gecirdigi apartmanda, yasiti olan 9 erkek cocugunun arasinda tek kiz olmanin getirdigi zorluk ve avantajlar ile büyüdü. Bu sartlar altinda tanistigi ilk spor sokak futbolu oldu. “Kiz bu, futbol oynayamaz…oynayacaksa kaleci olsun” diye düsünen arkadaslari tarafindan ilk olarak kaleci yapildi. Kisa zamanda sürekli kalede top beklemekten sikilan Adalet, yakin zamanda arkadaslarini ikna ederek orta sahaya acilmayi basardi. Takim onu o kadar benimsemisti ki, futbol oynamaya giderken Adalet’in zili calinmadan gidilmezdi. Okul yillarinda Adalet’in ilgi alani hizli bir sekilde basketbol ve voleybola kaydi. Uzun yillar boyunca okulun her iki takiminda aktif olarak yer aldi. Üniversite yillarinda ise yüzmeyi kendisi icin kesfetti. Takim olmadan ve sadece kendisi ile basbasa spor yapmanin da zevkli ve cok dinlendirici olabilecegini anladi ve bu sekilde haftada en az iki kere yüzmeye basladi.

2006 yilinda Istanbul’a tasinma ve is hayatina atilma sebebi ile spor hayati ilk asamada biraz duraklamaya basladi. Neyse ki kisa zamanda Windsurf’ü kesfetti. Sık sık kendisini Istanbul’da bogazin kirli sularina ya da Ege’ye atti. Her ne kadar spor salonlarindan hoslanmasa da düzenli bir sekilde spor salonuna gitmeye basladi. 2010 yilinda ilk kizina hamile kalmasi ile beraber spor hayati bir süre icin sadece uzun yürüyüslerden ibaretti… tabii ki minik kizinin pesinden kosturma, onu eglendirmek icin taklalar atma, bebek uzak atmaca oyunlari ve benzeri aktiviteler spordan sayilmaz ise. 2011 yilinda Almanya’ya geri dönüs ile bu sefer spor hayati firsat buldukca yoga yapmak ile gecti. Peki bu kadar farkli sporu yaptiktan sonra kosmak da nerden cikti?: Hem de „kosmak cok sikici, bana göre degil“ diyen birisi icin? Kosma meraki, 2015 yilinda Adalet’in ikinci kizini dünya getirmesinden sonra ortaya cikti. Ikinci hamilelik ve dogum sonrasi hareket sartti ama spor yapabilmek icin fazla zaman yoktu ve de esnek olmak gerekiyordu. Spontane bir sekilde yapilabilen bir spor gerekliydi. Bu durumda hazir evde kosmaya bir hayli merak sarmis ve motive eden bir es de varken aslinda o da kosabilirdi. Lakin Adalet ilk kosu denemesinden 20 dakika sonra nefes nefese ve kosmaya hali kalmadigi icin, yürüye yürüye, hatta sürüne sürüne evine geri döndü. Ve o an anladi ki, eski kondisyonundan coktan eser kalmamisti. Bu durumdan o kadar rahatsiz olmustu ki, kondisyonunu tekrar eski haline getirebilmek icin hirslandi.

Kendisine 2016 icin koydugu ilk hedefi 10k’lik bir kosuya katilmakti. Bu hedef cok kisa zamanda yari maraton kosmaya dönüstü. Sıkı bir antreman programı sonrasinda Ekim 2016’da Bremen’de ilk yari maratonunu kostu. Ve bu hazirlik süreci icerisinde, kosmak çoktan bir tutku haline gelmisti…


SAVAŞ LUTFi KARA

savas_fotoHer şey bir gün ayakkabı bağcığını bağlamak için eğildiğimde başladı. Maalesef o bağcık bağlanamadı. Aynaya baktığımda kendimi tanıyamadım, ne zaman alınmıştı bu kilolar! (Boy 1.72 kilo 90 Kg :)) Panikle ne yapabilirimin araştırmasına başladım. İlk önce doğru beslenmeyi öğrendim ama sadece bununla kilo veremediğimi baskülde görünce! yağ yakma egzersizlerine başladım. Lise çağında spor olsun diye biraz judoyla uğraşmıştım. O günden bugüne disiplin içersinde ilk kez spor hayatına tekrar dönüş yapmış oldum. Kilom 80 Kg’a kadar düştü ama orada çakılıp kaldım. İş yerinde sürekli koşan bir arkadaşım 10K üzeri koşular yapmazsam bu kiloları yakamayacağımı söyleyince hemen peşine takıldım. İlk aylar ona yetişmek için yerlerde süründüm desem yeridir. Benim azimli çalışmalarımı görünce; “arkadaş bak sende ışık görüyorum ultramaraton koşalım seninle” dedi. Ben “ne olaki o” derken kendimi İznik Ultra Maratonu 82K kategorisine kayıt ederken buldum. (Tabi şunu da söylemeden geçemeyeceğim, beraber koşalım diyen arkadaşım İznik ultra maratonuna gelmedi :/ Galiba biraz satış oldu. ) Ben heyecanla sadece düz koşu çalışmaları yaparken, bir basketbol maçında iki bacağımın iç/dış minüsküslerini 2. derece yırtarak talihsiz bir kaza geçirmemle koşu hayatımın son bulacağını mı sandınız?? Doktorun koşamazsın telkinini dinlemeyerek önümdeki 6 ayı kendimi tedavi etme sürecine adadım. İznik’te gerçekten koşmak istiyordum (sonra neden koşmak istediğimi koşunca daha iyi anladım). Bu süreç benim için birazcık acılı geçti. Vazgeçmedim, azimle çalıştım, beni bu işe sokan arkadaşım senin içinden ne çıktı, koşu canavarı varmış senin içinde diye şakalaşmaya bile başladı 🙂 Hayatımda hiç uzun mesafe koşmamıştım ve ilk defa 82K ultramaratonla başlayacak olmak bazılarınca çılgınlık olarak görüldüğünü kabul ediyorum. Bende bunu bitirince anladım ama biraz geç oldu. İznik benim için müthiş deneyimdi, çocuklar gibi atlaya zıplaya koştum, yolda gördüğüm herkesle sohbet ettim, tecrübelerinden faydalandım. Doğayla iç içe olmak, dağların o müthiş enerjisini içimde hissetmek bana çok iyi gelmişti. (Tabi yarış sonrası sünnet çocukları gibi yürüdüğümü hatırlamak istemiyorum 🙂 ) Koşudan sonra bir arkadaşım benim bu halimi görünce artık koşmazsın herhalde deyince “yoo ben bu işi çok sevdim, tam benlik, sırada Kapadokya 110K var” cümleleri ağzımdan bir çırpıda çıkıverdi.

Ultramaraton felsefesi tam da kafama göreydi. Benim için dağlarda koşmak nefes almak gibi olmuştu, yeni şeyler öğreniyor, yeni arkadaşlar ediniyordum. Bunlardan bir tanesi de Aylin Savacı Armador oldu. Yazıları ve koşularıyla benim Team Run.Bo ailesi ile tanışmama vesile oldu iyi ki de oldu… 🙂 Benim “Acaba bana da Team Run.Bo ailesinde yer var mıdır?” soruma sevecen ve sıcak kanlılıkla EVET dediler. Böylelikle benim de güzel anlarımı paylaşabileceğim bir ailem olmuş oldu. Çok mutluyum!

Bir Run.Bo olarak hayalim bir gün UTMB’de koşabilmek.


HAKAN CEYLAN (Deutscher Panzer!!!)

hakanHakan’in sporla bulusmasi cocuk yaslarinda sokak sporu ile oldu. Bos zamanlarinda arkadaslari ile Stuttgart sokak aralarinda doyasiya futbol oynadi ya da bisiklete bindi. Günü gelince bir sekilde bir spor kulübü ile bulusmasi gerceklesti. Almanya’da yasayan bir cok türk cocugu gibi ilgisini ceken spor futboldu ve bundan sonra yillarca haftada 1-2 defa antreman yapacak ve hafta sonlari maca cikacakti. Bu aktiviteler kondisyonunu gelistirmek icin iyi bir baz olusturdu. Zamanla ilgisini ceken baska spor cesitleri de hayatina girdi. Düse kalka olsa da özellikle Windsurf’den (Beginner Level) zevk aldi. Yine su sporuna olan hayranligindan dolayi dalgiclik ile ilgilenmekte. Kosu alaninda ilk yarişina 2010’da Istanbul’da katildi. Bu ilk deneyimde 15 kilometreyi 1:15’de kostu, daha dogrusu kosunun son asamalarini sürünerek tamamladi. Bir kere kosmanin tadina varmisken durmak olmaz tabii ki, Istanbul maratonundan sonra genelde Almanya’da cesitli yari maratonlara katildi ve hala yilda ortalama 3 yari maratona katilmakta.

Hakan neden Runbo olmak istedi? Cünkü ayni seylerden zevk alan arkadaslar ile güzel anilari paylasmak istedi. Ayni zamanda her ne kadar mesafe olarak uzak olunsa da karsilikli olarak yapilan motivasyonun basariya ulastiracagina inandi. Bunun en güzel kaniti Ekim ayinda kostugu ve Bike ve Ersavas’in gazi ile 1:43 ile tamamladigi Amsterdam yari maratonu oldu.

Yari Maraton PB: 01:38:28 (2016, International Volkslauf Rastatt)
Maraton PB: 03:38 (2016, Bremen Maratonu)


SEYiT AYDOĞMUŞ

11070914_883113035060584_6970506672596043170_n1966 yılında Gaziantepte doğup, 1975 de kibrisa göç ettik. İlk resmi yarışmamda, ilkokul son sinifta 1000 m.de bölge birincisi olmustum ama Kıbrıs finallerinde madalyayı kil payı kaçırdım. Orta okul ve lisede lakabım tarzandı, iyi koştuğum ve yüzdüğüm için, bir de daldan dala atladığım için heralde, bilemiyorum.  Bu dönemde  400 m, 800 m ve 1500m.de madalyalarım oldu ( harbisinden ama 🙂 ). Lisede atletizmde Kıbrıs şampiyonu olup Aydın’da 1984 Türkiye liseler arası 4.su olmuştuk. Ne günlerdi be 🙂

Zorlu eğitim ve sonrası calisma yıllarında kosuyu bırakmistım ama dağcılık, trekking, yelken, paraşüt, scuba ve sky diving yaptım. Silvester Stollene meşhur filmini yapmıştı ve artık lakabim Rambo oldu, yelken yarışı yaptığımız kaptanımın katkilariyla 🙂 . Avrasya koşuları ilginç gelmeye başladı sonra, fırsat buldukça koşmaya başladım. Bir Avrasya yarışında efsane ultramaratoncu Bakiye Duran ‘ı tanidim ve onun davetiyle patika koşularına başladım. İlk kosuda da sonraki yıllarda macera, orientering ve dağ maratonlarinda ortagim olacak olan, muhteşem performanslı Aylin Savacı Armador ile. Daha sonra da birçok koşucu dostum oldu, meslektaşım çalışma arkadaşım Cem Arıtürk‘ün gece kosulari dikkatimi çekti ve ben de tecrübelerimi onunla paylaşmaktan ve beraber koşmaktan büyük keyif aldım 🙂 . Ve son ortağım Cem sayesinde de Team Run.bo ile tanistim… Eh Rambo’nun bir runbo olması kaçınılmaz olmuştu artik…

Resmi olmayan ve kaydetmediğim çok koşularım oldu ama resmilerden en uzunu 45 km ile Kaçkar ultramaratonudur (Haziran 2015). En iyi surelerim : Avrasya maratonu 5 saate yakın, Runtalya Yarımaratonu 2 saatin 5-6 dakika altında ve  İstanbul Yarımaratonu 1 saat 53 dak. 10000 m 53 dk., 5000 m 25 dk., 3000 m 11 dk, 1500 m. 4.30, 800 m. 2.08 dak, 400 m. 52 saniye, 200 m. 25 sn, 100 m. 12.3 

Geçmiş böyle ama geleceğe bakma zamanı şimdi. Daha koşulacak çok yol, aşılacak çok patika var önümüzde. Güzel günlerde güzel insanlarla hep birlikte koşmak üzere 🙂


AYLiN SAVACI ARMADOR

473fd995-e27d-4adb-90d5-ba37a6941401Koşmanın, herkes için farklı anlamları olsa da benim için kendiliğindenlik belki. Planlamadan, düşünmeden, içimden geldiği gibi, öylesine, kendiliğinden  oluveren…. Aşk gibi mi acaba? 😊

Ağaç dallarında ve bahçe duvarlarında jimnastikle başlayan spor geçmişim uzun yıllar İzmirspor’da sürse de benim için vazgeçilmez olan, dağlarda olmak, ormanın gizemli patikalarında koşmaktı. Renkleri, kokusu çiçekleriyle; ağaçları, kuşları, dereleriyle bir olmak, bir nefes almak belki. Zorlu askeri eğitimin bir parçası olan ruhsal ve fiziksel dayanıklılık testlerini de bu sayede geçmişimdir belki de, kimbilir….😊

Birbirinden çok farklı koşular, yarışlar koştum. En çok sevdiklerim hep doğada, hep dağlarda olanlarıydı. Çok güzel dostluklar, arkadaşlıklar, tecrübeler edindim  bu sayede. Hikayeler dinledim, anılar biriktirdim. Ultramaratonlara birlikte başladığım canım arkadaşım Alper Dalkılıç ve ilk ultramaratonumun bana kazandırdığı dostları…

Bireysel koşulardan çok daha zor, çok daha anlamlı olanı takımca koştuklarımızdı. Dağ aşma maratonları, orienteering macera yarışları gibi takım halinde yapılan  sporlarda hep yanımda olan destekleyen ortağım sevgili Seyit Abim ve her ikimizin de yeni takım arkadaşları… (Sermin ve Cem) 😉

Ve şimdi de Team RunBo ailem… Aranızda olduğum için mutluluk ve heyecan duyuyorum. Bizleri bekleyeni yaşamaya ve yeni maceralara koşmaya hazırım. Serüven kaldığı yerden devam ediyor ne dersiniz?😘

(Editörün notu: Türkiye’nin en iyi kadın ultra koşucularından biri Aylin’in bu mütevazi yazısına sakın ama sakın aldanmayın… ;)) Aramıza hoşgeldin Aylin, senden öğrenecek çok şeyimiz var!  Bize ilham vermeye devam et. Dağlar, ormanlar, patikalar senindir, durmak yok, koşmaya, keşfetmeye devam! Yeni maceralarını heyecanla bekliyoruz…)


SERMiN AKIN KURT

image21979 Aralık İstanbul doğumluyum. Hayatımın her döneminde çok hareketli bir türlü yerinde durmayan bir insan olarak değerlendirildim. Sanırım durursam bişeyleri kaçıracakmışım gibi geliyor 🙂 Çocukluğum boyunca ağaçların tepesinde dolaştım. Şimdiyse ormanlarda, patikalarda, dağların zirvelerinde dolaşıyorum. Spor hayatım, lisanslı sporcu olarak ortaokul yıllarında başladı. Beni okulumuzun atletizm takıma seçtiler ve il/ilçe yarışlarında şuraya git, koş koşabildiğin kadar dediler 🙂 Ne beslenme, ne taktik… Ama o zaman da koşarken uçtuğumu hisseder, bacaklarımdaki acının bir süre sonra yok olucağını bilerek büyük bir mutlulukla koşardım. Ortaokul sonrası atletizm’i bırakıp yüzmeye başladım. Ataköy spor kulubünde 3 yıl yüzdüm. Sizlere anlatabileceğim önemli dereceler ve başarılar yok maalesef 🙂 Sonrası malum üniversite çağına gelmiş her Türk genci gibi, spor beni engeller diye uzaklaştırıldım. Ama spor insanın kanından öyle kolay kolay çıkmıyor 😉 Üniversitede de yamaç paraşütü, trekking, dağcılık ve kayak ile tanıştım. Sonra iş hayatı ile birlikte daha soft, pilates gibi salon sporlarına geçiş yaptım ama duvarların arasında spor yapmaktan hiçbir zaman hoşlanmadım. Vee hayatıma sevgili arkadaşım ve ortağım Aylin Savacı Armador’un girişi ile 2013 yılında tekrar koşmaya başladım. İlk yarışım Büyükada New Balance 11k koşusuydu. Aylin ilk gidelim dediğinde yapamayacağımı düşünmüştüm ama çılgın motivasyonu sayesinde 55 dk civarında koştum 🙂 O günden sonra da bir daha koşmayı bırakmadım. Daha sonra yarı maraton, dağ aşma maratonu, skytrail, şehir koşusu ve benzeri birçok yarışa katıldım. En çok da patika ve dağ koşularından keyif aldığımı söyleyebilirim. Bireysel yarışlardan ziyade takım halinde koşulanlar ise muhteşem..
Benim için koşmak tutku gibi..

Sevgili arkadaşım Aylin ile haftasonları Çekmeköy ormanlarına sabah kimse uyanmadan gidip kahvaltıya yetişme telaşı ile koşarak antreman yapıyoruz 🙂 Şimdi de Team Runbo ekibi ile koşmaya başladım.. Sizleri tanıdığım için çok mutluyum. Muhteşem parkurları sizlerle birlikte deneyimlemek çok eğlenceli olucak 🙂


ELÇiN ARITÜRK

elcin_engel1979 yılında doğdu. Sporla 5 yaşında tanıştı, yaklaşık 5 sene kış aylarında buz pateni, yaz aylarında rollerblade yaptı. Ortaokul kulüp seçmelerinde muhteşem 163 cm’lik boyu ile basketbol takımına seçildi, 6 sene boyunca DSİ ve okul takımında lisanslı basketbolcu olarak oynadı. Daha önce bireysel spor yapan Elçin, basketbol ve turnuvaları sayesinde takım ruhunu tattı. Basketbol oynadığı yıllarda hergün, günde iki antreman yaparak kondüsyonunu yukarılara taşıdı. Fakülte yıllarında spora amatör bir şekilde devam etti. Tenis, SCUBA diving, kayak ile ilgilendi. Bu tip ekipmanı bol spor dallarından keyif alsa da koşu için sadece kendisinin yeterli olduğunu keşfedince, havayı koklayıp, rüzgarı dinleyerek koşmanın tadına vardı. Runbo’ya katılması tamamen “ Ne var yani benim neyim eksik ben de runbo olurum” şeklinde “çemkirme” ile gerçekleşen Elçin, dağlarda, ormanın içinde koşmaktan keyif alıyor. Henüz kayda değer bir başarısı olmasa da bir “son runbo” olarak hedefi, akciğer kapasitesini arttırarak uzun uzun koşabilmek…

Reklamlar