İznik Ultra 2018

2018 İznik Ultra, Narlıca Dağ Maratonu (50K)

Yazan Run.BO: Mehmet

Editörün notu:

Yarış raporu 2017 yılından başlamaktadır. Lütfen anten ayarlarınızla oynamayınız. 😉 Mehmet, son 2 yılın yarışını birbirine bağlayan duygularıyla kaleme döktü. 90K’dan 140K’ya uzanan, sonra neye niyet neye kısmet tadında 50K’ya giden yolculuğunda notlarını okurken tozlu ve sıcak patikalarda akıp gitmeniz dileklerimizle..

Başlarken…

2017 Orhangazi Ultra Maratonu (90K) etabından…

İlk olarak doğa yürüyüşleri, kısmen dağcılık ve ardından ultra maraton ile beni tanıştıran, kendimi keşif yolculuğumda farklı bir rota önüme koyan, dümeni ilk andan itibaren benim kontrolsüz ama titremeyen ellerime bırakan Hüseyin ÇALIŞKAN abime çok çok teşekkürler… Beni bu yarışta da yalnız bırakmadı ve İznik 90k etabına beraber kayıt olduk.

Jpegİznik Orhangazi Start Alanı (2017)

İznik 90k parkuru, İznik gölünün yarısını Orhangazi’den başlamak üzere saatin tersi yönünde dönüldüğü ~90km mesafe ve  ~2550m yükseklik kazanımına sahip İznik İlçe merkezinde sonlanan bir ultra yarıştır. Geçen sene bu parkuru türlü bilinmezlikler içerisinde bir şekilde bitirdim. Bu etap Orhangazi’den çıkar çıkmaz göl kıyısına kadar asfaltta devam eden,  gölün belli kısımları hariç asfaltta geçen bir 14k ve akabinde zeytin ağaçlı tarlalar arasında göl seviyesinden yükselmeye başlayan bir yarıştan ibaret.

90k-egimJpegİznik Göl Kenarı (2017)

Antrenmanlarımın çoğu, aynı gün içinde ya eğim ya düz koşu şeklindeydi, bu etapta ise 14k’sı düz koşu, üzerine patika ve in çık in çık, koş, in çık sunan bir yarış 90k etabı, antrenmanlarda deneyimlemediğim bir şey deneyeceğimin farkında olmadan ama bir şeyin tadını ilk kez almanın iç gıcıklayıcı merakı ve çocukluktan gelen süper kahraman hissiyatının yenilmezliği ile 14k’yı ortalama 5,20 pace koşup üzerine hız kesmeden patikaya yaldır yaldır (~%7-15 arası değişen eğimde)

Jpegİznik Göl Kenarı (2017)

basmaya devam ettiğim bir gün… (ikinci ultra maratonu ve sözde sınırlarını öğreniyormuş Mehmet) İlk hedef Narlıca’ya ulaşabilmek, 36. Km Narlıca CP yolun 2/5 lik kısmı ve ne kadar hızlı alınabilirse o kadar iyi demekmiş! Planlarına göre Mehmet’in Narlıca’dan sonra yükseklik kazanımı bir hayli fazla ama çıkışları da iyiymiş, kalanı yürürmüş. Nasılsa bitermiş, miş miş. (Mehmet’İn planlar tamamda ya beden ne diyor dinleyen var mı aloo.) Bizim Mehmet Narlıca’ya gelmeden, kalflar ilk sinyalini vermeye başladı bile, Allahtan Sölöz den başlayan +800 m lik aralıksız çoğunda koşarak çıktığım yokuşlar bitiyor. İznik Gölü manzarasının uyuşturucu etkisi ile bir süre daha ayaklar aynı tempo ile gitmeye devam ediyor.

Jpegİznik Gölü – Sölöz-Narlıca arasi (2017)

Yaklaşık 32. Km’lerde orman içinden, hani şu solda İznik gölünü seyre dalmışken aniden sola keskin dönüşlü yer. Heh işte, o meşhur Narlıca yokuşu, hani koştukça bayır aşağı, “atın beni denizlere, yalan dünya size kalsın” şarkısına hitaben çizilmiş tablomsu manzara. Tüm küçük/büyük planlar bazen rafa kalkar, acı unutulur, vücut koşar beyin şapşallaşır öyle bir an, yarışın ilk morfininin saplandığı yer Narlıca yokuşu. Ayağım yerden çoktan kesildi, yeşil panjurlu evimin penceresinden masmavi bir gökyüzüne kolları açarak uçuyorum ve yine mavinin başka bir tonuna sahip İznik gölü, uçtuğum yerden başımı döndürüyor.

JpegNarlıca Yokuşu (2017)

Manzarayı renkleri havayı sömür sömür sömürüyorum.  Yokuşu bitirmiş, taşlı topraklı patika yerini Narlıca’nın kilit taşlı yollarına bırakırken, betonarme evlere inat, ahşap iskeletli toprak evlerin hala ayakta ve bacasını tüttürdüğünü görmenin iç huzuru ile CP’ye varana kadar kalflarımın “bu antrenmanla bu iş olmaz Mehmet” dürtmelerini beynimde bastırıyorum.

JpegPatikadan Narlıca merkezine giris (2017)

Bravo sesleri beni kendime getiriyor. Welcome to Narlıca CP. Oturur oturmaz ilk kramp girdi, yol boyunca beni dürten canavar ortaya çıktı, bırakmalı mıyım? Ne yapmalıyım? İlk kez bu kadar güçlü bir kramp ile karşı karşıyayım (kramp bile ilk, düşün deneyimsizliğimi.) Hep duyarız bırakmanın erdemini, bırakmanın zor bir karar olduğunu koşulacak nice yarışlar için doğru kararın belki bırakmak olduğunu ama ben koştuğum ikinci ultramda tam da bunları deneyimlemek için çıktım yola, gözün kararıp bayılınca mı bırakılıyor, ayağın kırılınca mı? Baton ayağın kırılınca devam edebilmek için mi gerekli? Yüzünü yıkayınca geçiyor mu bırakma hissi, belki bir tuz hapı her şeyi çözer he! Koşmaya pat diye başlasam da biliyorum ki, 6 yaşından beri sokakta oyunlar oynayan en çokta iki taş bulup kale yaptık mı akşam ezanına kadar üzerimizde ki pamuklu atletin birden fazla üzerimde terinin kurumasıyla geçen bir nesilden geliyorduk, hayatımda spor her daim oldu. Şunu demek istiyorum sanırım, vücudun spora alışkanlığı var ve güçlü hissediyor,  bayılıp cut off’a kalmadan bırakmayacağımı, şu ana kadar olan yaşantımda yaptığım sporun bedenimi güçlü kıldığını ve mental gücümün farkındalığı ile beynimin bunu kaldırabileceğini tüm hücrelerime haykırıyor. Birkaç esneme ile kramp geçti ama orda duruyor ilk hatada götürecek meret, kramp geçerken bir başka ağrı kendini hissettiriyor. Bu ağrının nerede olduğunu ilk başlarda anlayamıyorum ama kasık kaslarından biri kesin, eyvah birdi iki oldu, sandalyeye kendimi atar atmaz sanki CP benim için kapatılmış, tüm yiyecekler sadece banaymış hissiyatı ile hizmet başladı, suluklarım doldu, peynir tabağı, biraz havyar 😉 falan derken ben bildiğin yiyip içmeye gelmiş havasındayım. Narlıca CP oldukça zengin bir masa düzenine sahip, meyveler, tatlılar, tuzlular, ara sıcaklar vs. Bu tablo, 4 saatin ardından güneş, yorgunluk, kramplar, ağrılar ile beynimi ele geçirmeye çalışan diğer beni, bir anda “ödevimi önce şu diziyi izleyeyim de sonra yaparım” dediğim zamanlardaki anlık bir mutluluk ile yarış kafasından çıkarı veriyor.  Önümüzde yaklaşık 50 km var ve bu konforu ileride bulamayacaksın, bu son ziyafet Mehmet sesleri ile ne varsa gömüyorum, ben oturdum kaldım, CP ye giren diğer koşucular iki bir şey atıştırıp suyunu dolduran geçiyor. İşlerini o kadar iyi biliyorlar ki,  aralıksız CP ye girip çıkan olsa çiğdem (İzmir’de çekirdeğe çiğdem diyoruz ya işte o muhabbet) tabağını alıp çit çit çitleyip yarış bitene kadar izleyebilirim. Çünkü böyle iyi, kalkmak istemiyorum. Karanlığın içinden bir tane gönüllü yaklaşıyor bana, elinde bir kağıt tas ile çorba getiriyor. Ayak ne durumda falan sohbete başladık. Kramp ve kasığımdan bahsettim. Soğutucu sprey sıktı, bunu diğer cp’lerde de uygula dedi ve “Yarış şimdi başlıyor bak önünde 10’ar K’lık iki tırmanış var, Müşküle’ye gelince bir bak durumuna kramp dışında bir şeyin yoksa yavaş yavaş devam et, Süleymaniye’de durum stabil ise gerisini halledersin” diyen heybeti ve ses tonu ile spartanın suyundan içmiş te gelmiş bir gönüllü, deneyimlerini ve parkur bilgisini en az 5 kez koşmuş gibi anlatıyor. Sonradan öğrendim ki meğer Aykut Çelikbaş’mış bu gönüllü =))

JpegGeçen seneden bu yana birebir denk geldiğim veya sohbet sırasında kulak misafiri olduğum özellikle 50k ve üzeri kırıcı parkurlarda,  yarışın koşucu için kırılma noktalarında, gerek hava şartlarının kişiyi etkilemesi, gerek patika içerisindeki beslenme ve benzeri durumlarda motivasyonu düşen kişilerin doğru yönlendirmesi ile yarışı bitirmelerini sağlayan gönüllülerin önemi oldukça fazla, Bu sene özellikle Süleymaniye CP de Polat Dede, Bilun Ayhan ve Mavi ayaklı sümsük kuşu lakaplı adını sıkça duyduğum ve sosyal medyada sıkça adı geçen gönüllülerin, yarışın kalan kısmını bitirebilme motivasyonunun kişiye kattığı etki paha biçilmez. Ben de birkaç organizasyonda kesinlikle gönüllü olmak istiyorum. Aykut Çelikbaş’ın direktifleri ile CP’den ayrılıyorum. 90k etabını Narlıca’dan sonra yavaş ve kontrollü bir şekilde devam ederek önce Müşküle, sonra Süleymaniye’ye ağrılarım izin verdiği sınırlarda hızlı tempolu yürüyerek geçiyorum.

Jpegİp geçişinin olduğu patika (2017)

Süleymaniye’de kasık ağrımın artması ile yarım saat kadar oturup dinlendim, Geçen sene Süleymaniye CP’de ambulans destekli sağlık ekibi bulunuyordu (bu sene göremedim) ağrı kesici temin edip, havanın bozması ve Derbent’te reflektörlü yelek istenmesi sebebi ile yeleği ve yağmurluğu bu CP de giyip öyle yola çıktım, hava şartlarının en kötü olduğu senelerden biriymiş 2017. İznik, yağmur son CP olan Derbent’ten sonra zemini çamur deryasına döndürüyor ve üzerine karanlıkta çökünce yarışın son 15k’sında savaşacağın cepheler artıyor.

JpegSüleymaniye CP (2017)

Yol boyunca belli aralıklar ile koşucular ile sohbet ettim ancak çoğunda yalnızdım, Süleymaniye CP’yi henüz geçmişken, 90k etabını koşan iki koşucu arkadaşı yakaladım. Sonradan öğrendiğim katıldıkları tüm yarışları beraber koşan,  Barış Özdemir ve Kaan Bilgin ile sohbet ede ede ve ağrı kesicinin ağrılarımı kısa süre unutturmasını da fırsat bilerek yürü koş yapa yapa 2017 İznik Ultra Maratonu Orhangazi etabını 12 saat 48dk’da el ele tamamladık.

2018-04-26 13_36_21-Iznik Ultra Maratonu 2017

Jpeg

2018 İznik Narlıca Dağ Maratonu (50K) etabından…

“Geri gelmeye başlamazsan asla daha uzağa gidemezsin.” The Truman Show

Geçen sene tam da kendimi kaybetmek üzere olduğum yerden start alacağım. Arkamda 40 km koşmamışlığın yanında geçen seneye göre 1 yılcık daha ultra tecrübelendim. Geçen sene İznik 90k etabı üzerine Tahtalı Run to Sky 27k, Uludağ 50k, Kapadokya 60k ve İda Run Zeus 35k etaplarını da deneyimlemenin artıları ile buradayım. 90’nın üstüne ilk sene için bence fazla yarış koşmuştum ki çoğunda antrenmanlarım yeterli olmasa da sakatlık yaşamadan tamamlamayı başardım. Her şeye rağmen İznik’te baş gösteren kasık problemim nüksetmedi ancak yarıştan 2 ay önce aksatmadan yıllardır devam ettiğim haftada bir oynadığım halı saha maçlarımı, arka arkaya hafta da üç güne çıkarınca yerini hala çözemediğim kasık ağrılarım artarak hortladı. 2018 İznik’te 140K etabına ilk yazılanlardan biriydim ancak kasıktaki ağrım 1 ay dinlenmemi söylüyordu, ona rağmen tamamen geçmedi ve her antrenmandan sonra buz yaparak yaşamaya başladım. Kendimi kırıcı birkaç antrenmanda denedim, yeri belirsiz ağrının bu tarz antrenmanlarda şiddetlendiğini birkaç gün dinlenme ile hissini azalttığını gördüm, hafif tempo ile yaptığım antrenmanlarda ise antrenman başlangıcında kasık ağrım ne boyutta ise bittiğinde de aynı formunu koruduğunu gördüm. Bu kasıkla 140k’ya başlarsam, bu sefer yeri belirsiz, MR ve benzeri görüntüleme yöntemleri ile tespit edilemeyen sorunu belirli hale getireceği dolayısı ile iyileşmesi uzun sürecek bir hale sokacağı kesindi. Zorunlu olarak İznik 140k etabını 50k olarak güncelledim,  İyi ki öyle yapmışım. Kasık problemim dışında enerjim yerimde, kalflar sahibinden sıfır…

İznik Ultra Maratonu, Türkiye’de İyi organize olmuş, bu yıl 7.si düzenlenen en eski ultra maratonlardan biri, dolayısı ile gönüllü takımının becerisi ve güler yüzlü azmi,  yerel halkın desteği, özellikle rotanın geçtiği Narlıca, Müşküle, Süleymaniye ve İznik girişinde, koşunun sonlarında yokuşun bitiminde asfalta geçişin olduğu Dırazali Mahallelerinde kendini daha güçlü hissettiren, diğer yarışlarda bu denli hissedemediğiniz bir destek,  bunun yanında ardışık parkurları ile de farklılığını gösteren, yeterli antrenman ile tüm etapların tamamına yakınında koşulabilen parkura sahiptir İznik Ultra Maratonu.

Şehirden kaçış…

“Genç Truman: Ben kaşif olmak istiyorum, tıpkı Büyük Magellan gibi.”

“Öğretmen: (Haritayı göstererek) Geç kaldın, burada keşfedilecek yer yok!” The Truman Show

 Hepimiz bir şekilde bu organizasyonlar sayesinde uzaklaşıyoruz şehir den, şehir den çıkarken bir tek ohh be yola düştük sonunda diyen ben değilimdir sanırım. (elleri göreyim lütfen)  Geçen sene -ya hiç zamanım yok gelmeye, zaten antrenman düzenimde yok gelmeyeyim ben deyip yola çıktığım birkaç yarış olmuştur. Çünkü bir tarafım biliyor ilk adımı atarsam kaşif olmayacağım ama keşiflerden de mahrum kalmayacağım.

Geçen senenin aksine bu sene Cuma gününden İznik’e sadece Savaş geldi çünkü 140k’ların startı cumayı cumartesiye bağlayan gece yarısı.  50k parkurunun startı Cumartesi 10:30 da, Bike, Ersavaş ve ben Cumartesi erken saatlerde İznik’te olma kararı aldık. Ben İzmir’den 5,5 saat otobüs yolculuğu ile Orhangazi’ye ulaştım. Bike ve Ersavaş İstanbul dan 1,5 saat yolculuk ile beni 7:30’da Orhangazi’den aldılar. Dördümüz de konaklama kullanmadık, Savaş sembolik olarak göl kenarına 1-2 saat dinlenmek için çadır kurdu =))  08:00 gibi İznik’e geçtik. Sabah 06:00’dan itibaren geç kit dağıtımının başladığını hem sitelerinde hem de yoğun olarak kullanılan instagram hesaplarından organizasyon duyurmuştu. Kitlerimizi teslim alırken en can alıcı nokta, kimlik bilgilerinin kontrolüydü. Bu konuda ilk kez bu kadar hassasiyet gösterildiğini gördüm. Kit tesliminin ardından giyinip servislere yerleştik, Narlıca’ya 20-25dk sonra vardık. Servisten iner inmez 140k birincisi Kemal Kukul CP’ye giriş yaptı, ben servisten inene kadar Kukul durur mu, uçtu gitti tabii.  Savaş neredeydi acaba? CP geçişlerine göre 11:30 – 12:00 arasında buradan geçeceğini tahmin ettik. Savaş  geçen sene 140K’nın tadını alamamış olacak ki, bu sene de 140k etabından ne dedik ne yaptıysak da caydıramadık. 1 ay sonra, 25-27 Mayıs tarihlerinde Fransa’da gerçekleşecek Maxi Race yarışının en uzun etabı olan 116 km mesafede ve +7360 m yükseklik kazanımına sahip etaba kaydını yaptırdığını hatırlatmamıza rağmen 140K yolundan döndüremedik. Yarış başlamadan Ersavaş bey henüz geliştirdiği “parkur keşif jog’u yapalım mı?” teklifinde bulundu,  yapalım da hiçbir yarışta kaybolmayan ben, yere çizilen sağa dönüşü gösteren kocaman okları göremeyince ilk kaybolmayı Narlıca civarlarında daha yarış başlamadan yaşadık 😀

WhatsApp Image 2018-04-22 at 13.44.27Yarış startı verilmeden hemen önce, kontrol altına aldığım ama bu yarış sonrası kötüleşeceğini düşündüğüm kasık ağrımı hissetmeye başladığım ilk “eyvah” geldi. Belki psikolojik ama hissettiğim bir şey var kesin, onu diyeyim de sonra hangi sendrom olarak lanse edilecekse göz önüne alınsın! Kaptanımız Bike “Mehmet kontrollü gidersen bir şey olmaz” dedi.  Haydi az kaldı starta.

İlk adım…

Hepimiz hayatımızın farklı zamanlarında farklı hobiler edinmişizdir. Ben hobilerimin hiç birinde tam anlamıyla evet ben bu işi yapıyorum ya seviyesine getir(e)medim. Kendimce müzikle uğraştım, odamı bir silksem flütünden (tabi ki helvacıoğlu), neyinden, mızıkasından tutunda bağlamasına kadar var. Hepsi kendi zamanlarında güzel tınılar çıkartır çıkartmaz yapabiliyorum işte deyip bırakıldı, keza bir günde özenip, 2 saat te üzerinde durmayı öğrenip satın aldığım Wave Board (İki tekerlekli kay kay ) 3-4 kullanımdan sonra 3 senedir kilerde yatıyor.  Koşu bugüne kadar ki hobilerden daha bir hobim ki 2 yıl oldu hala kilere kalkmadı. (kendime ayar; her şeyin bir son kullanma tarihi vardır he heyy) Sanırım elimdeki hobilerden en severek yaptığım beni heyecanlandıran doğada tepinmek. En önemlisi bence, bir gün tepinmeyi bırakmak zorunda kalacağım ve  biriktirdim anılara dönüp baktığımda, yaptığım şeyi severek yaşlandım deyip son bir tepineceğim belki ayaklarımın üzerinde değil ama, beynimde, gözlerimde, hissedebildiğim her yerimde o coşkuyu ben hissedeceğim. Yazarken duygulandım az önce size de oldu mu?  Mehmet dön yarışa heyy, Son 5-4-3-2-1 yarış başladı. Eyvah arkalardayız Team Run.Bo Favorisi Ersavaş Bey yeni NB potinleri ile zıp zıp kaçtı gitti, yaklaşık 1 km sonra bir kalabalık ipli inişin olduğu yerde yuvalanmaya başladık, yaklaşık 450-500 metre kadar iniş single track, henüz yarışın başındayız bu sebeple eğer ilk ulaşanlardan olmazsanız bu 500 metreyi 20dk gibi sürede almanız kaçınılmaz,  aslında buraya ilk gelenden ziyade gelen kişinin ip ve ipsiz kısımlarda iniş hızına bağlı, kuyruk oluşumu,  ben pek arkada kalmadan elimde batonlar açık bir şekilde ilk ipi iniyorum, ikinci ipte kesin birini çizeceğim endişesi ile batonları kapatmaya yeltenirken, “sen onu kapatırken ben geçeyim” deyip beni geçen, ismini sonradan öğrendiğim Sinem Altınkaya 1 dakika sonra yere düşmüş ayağını tutuyordu. Ayağım kırıldı galiba dedi. Başında iki koşucu daha vardı benden sonra iki kişiyi daha geçmiş olacak, benim ardımdan koşucu bir doktor geldi kırığı onayladı ameliyat gerektiğini kıpırdatmadan hastaneye götürmekten başka bir şey yapılamayacağını söyleyip acil durumlarda aranacak telefondan organizasyona ulaşıldı. Gerekli yönlendirmelerden sonra biz yarışa devam ettik. Gerçekten henüz yarışın başı ve kontrollü inilmesi gereken bir yer. Acil şifalar Sinem. Hepimizin başına gelebilirdi. İlk CP Müşküle, Geçen sene Müşküle’ye girerken çocuklar karşılamıştı yine görebilecek miydim acaba, evet vardılar CP Müşküle’li çocuklardan geçilmiyordu,  “Abi ver doldurayım sen otur ver abi hemen dolduruyorum” canını yediklerim. Çak bi beşlik yapanlar, evinin eşiğinde oturup alkış tutan 80 lik çınarlar, oğlum buradan gideceksin diyen amcalar… Müşküle için bile her sene koşarım İznik’i.

JpegMüşküle’nin Çocukları (2017)

Geçen sene Narlıca Müşküle arasını 1saat 45 dk da geçmiştim. Bu sene 01:33 de girdim. Bugün için hiçbir zaman çalışması yapmadım. İlk CP’ye şu saatte girerim şu saatte bitirim vs. sadece yükseklik kazanımı, irtifa ve sakatlığımı riske atmayacak bir tempo ile 06:45-07:00 saat arası biter diye düşündüm. Müşküle’den sonra sürekli çıkışlı tek yer Süleymaniye’ye varıştı. Süleymaniye’den sonra kısa çıkışlar ve inişlerden oluşuyordu parkur. Bu sene, geçen seneye göre sıcaklık daha yüksek ve yağmur beklentisi yoktu. Sıcak yarışın ortalarında kendini gösterdi ama Süleymaniye’den sonra uyku getiren rüzgârlar hararetimizi biraz olsun aldı götürdü. Süleymaniye’ye 03:02’de girdim.

Jpeg

Süleymaniye Mahalle girişi (2017)

Süleymaniye CP’de atıştırmalıklar vardı, Reflü sıkıntımdan dolayı CP’lerden pek faydalanmıyordum, Beslenmemi Savaş ın sadece ve sadece Team Run.Bo nun kullanımı için yaptığı 😉 gizli formüllü “Runbomb” lar ve birkaç portakal dilimiyle yaptım. Derbent girişinde Pilav Ayran yazısı iyi düşünülmüş belki 50k koşanlar değil de 90 ve 140k koşanların yazıyı görür görmez ağızlarının suyunu aktığına eminim =))  Derbent’e 05:18 de girdim. Burada da hiç oturmadan su ve birkaç portakal dilimi emip yola çıktım. Derbent bu iş tamam demekti ama 15km de az buz değildi, buraya kadar nasıl geldiysem aynı şekilde gitmem gerekiyordu, tüm yokuşları baton yardımı ile hızlı çıkıp, düz ve yokuş aşağı yerlerde kesinlikle hız yapmadan 6-7-8 pace aralığında devam ederek gelmiştim buraya kadar.

WhatsApp Image 2018-04-23 at 21.57.56İlk defa kontrollü bir şekilde gidiyordum. Yokuş aşağı ve düzlerde bassaydım kasık kesin giderdi. Yol boyunca kramp şikâyeti başlayan o kadar çok kişi gördüm ki, hatta bir kaçına esnetme bile yaptım yere yatırıp. Hız yapmamamdan kaynaklı olsa gerek ne kramp şikâyeti, ne de kasık farklı bir tepki verdi. Yarışın son kısmında ki asfalta inerken ki toprak yokuş baya hırpaladı, eğim yüksek olduğundan istemsiz hızlandım sanırım. Asfalt insana şehre geldin diyor. Adım atar atmaz şehre geldiğini tokat gibi hatırlatıyor. İznik surlarına gelmeden Dırazali Mahallesini geçtikten sonra sağda boş arazilere kontrolsüzce atılmış çöp ve moloz yığınları eski bir Kızılderili atasözünü aklıma getiriyor “Kartalı vuran kendi tüyünden yapılmış oktur.”  🙂 Asfalt boyunca diğer yarışlarda da karşılaştığım İzmir den Cengiz Çelik ile son 5 km yi sohbet ederek 7 pace civarı birlikte tamamladık.

2018-04-26 14_05_42-Iznik Ultra Maratonu 201820180421_174811Finişte halk desteği oldukça zayıftı, çarşı o kadar uzun ki 50 km koştuk fakat çarşı bitmiyor arkadaş, insan bir destek bekliyor haliyle, gelecek sene yarışların Müşküle’de başlayıp Müşküle’de bitirmeyi öneriyorum. (Ciddiyim.)

Başta gönüllüler ve Caner Odabaşoğlu direktörlüğündeki ekibin eline koluna sağlık. Her detayı düşünülmüş, o yüzdendir ki ben her yıl İznik’i koşmaya gözüm kapalı varım.

Yaşadığım sakatlığa rağmen yapabileceğime sonuna kadar inanan Kaptan Bike, Editör Ersavaş Bey’e, Çılgın mucidimiz Savaş’a ve tüm ısrarlarımıza rağmen İznik’e getiremediğimiz ama her anımızda telefon başında desteğini esirgemeyen hocamız Aylin Savacı Armador’a teşekkür ederim.

WhatsApp Image 2018-04-22 at 13.44.30 (1)(Burak, Memnun oldum. Kıpss.)

WhatsApp Image 2018-04-22 at 13.44.30

Iznik Ultra 140K (2018)
Yazan Run.Bo: Savaş Lutfi

Kendi Kanatlarımla Uçmak

Bu seneki İznik 140K’da yalnız koşacaktım. Tüm ısrarıma rağmen Bike, Ersavaş ve Mehmet “abi 140K koşunca tatlı yemeğe vakit kalmıyor” diyerek 50K koşup tatlı yemeğe, karar verdiler :). Aylin Hocam işleri sebebiyle gelemeyeceğini çok önceleri deklare ettiği için kendimi tek koşmaya psikolojik olarak hazırlamıştım. Bakalım derslerimi iyi çalışmış mıyım anlayacaktım. Geçen seneden aldığım dersleri bir bir zihnimde sıraladım: Soğuk, yağmur, beslenme. Bu ana sorunları çözecek şekilde stratejik planlama yaptım. İlk önce koşuyu gece ve gündüz diye iki parçaya ayırdım. Gece vücut ısısını hiç düşürmeyecek şekilde kalın giyinmeye (Adidas climaheat tayt, climacool kapüşonlu tişört, Salomon yağmurluk), gündüz için serin tutacak (Lafuma tişört, Decathlon compression tayt) kıyafetlerle koşmaya karar verdim. Yağmur için “Decathlon raincut pantolon” aldım. Ayrıca Çinli dostlarımızdan su geçirmez çorap siparişi verdim ama yarışa yetişmedi :/  Koşmaktan konaklamaya vaktim olmayacağı içinde çadırda kalmaya karar verdim. Cuma günü dört gibi İznik’e vardım. Hemen kayıt işlemlerimi tamamladım. Dostlarla biraz ayak üstü sohbetten sonra çadır alanında 1+1 yerleşkemi kurdum. Yarış çantamı ve dropbag’imi hazırladım. Kayıt alanında teknik toplantıyı dinledikten sonra Run.Bo 50K ekibi için hazırlanmış olan “Runbomb”lar 🙂 Mustafa Giovinco’ya emanet edildi. Fuar alanındaki Things4sports’tan kendime Injinji beş parmak çorap aldım, “iyi ki de almışım :). Ve istirahate çekildim. Sebebini bilmediğim bir böbrek sancısı başladı, biraz yürüyüş yapınca sancı azaldı.

Starta bir saat kala hazırlanmaya başladım. Dışım sakin olsa bile içimde derinlerde heyecan patlamaları yaşıyordum. Ruhum yabani bir tay gibi coşkuyla koşmak istiyordu ama aklımla onu kontrol etmeliydim. Her ne kadar Ersavaş’ın matematiği ile (:) Abi 6 pace ile 14 saatte biter bu yarış”) en çabuk şekilde bitirmek istesem de kendime 20 saat 30 dakikalık bir zaman planlaması çıkartmıştım ve ona uymaya çalışacaktım. Dropbag’imin içine sabah giyeceğim kıyafetlerle gıdalarımı koydum ve teslim ettim. Start noktasında heyecanlı bekleşmeler 🙂 BiKoşuAdana ekibiyle biraz sohbet ettim ve ekipten 140K koşacak olan Mehmet Önelge “abi sana emanetim nasıl gidersen peşindeyim” deyince kendime yol arkadaşı bulmuş oldum, simbiyotik bir koşucu olduğum için sevindim ayrıca kontrollü gitmek için kendime sorumluluk yüklemiş oldum :).

Başlangıç zamanı geldi çattı ve koşmaya başladık. Ben bu ara hem koşuyor hem de yeni aldığım koşu saatimi (Amazfit Stratos) ayarlamakla boğuşuyordum. Gps haritasını yükleyip yüklemediğine emin olamadım, sonunda onunla boğuşmayı bırakıp yola odaklandım. Saatten anlık verileri takip etmeye başladım, nabız 175 tavan gösteriyordu. Heyecandan olsa gerek diye düşünerek sakin kalmaya ve 6 pace ortalamaya odaklandım. Mehmet’le sohbet ederek ilk kontrol noktası olan Dikilitaş’a (plan: 56dk – gerçekleşen: 57dk) geldik. Yolda gelirken verdiğim ihtiyaç molasında idrar yollarında yanma ve kan vardı bu beni endişelendirdi. Planladığımdan daha fazla su içmeye karar verdim. Vücudumu daha çok dinlemeye başladım.

IMG-20180422-WA0069İkinci kontrol noktası Boyalıca’ya ilerlerken zemindeki çamur kendini hissettiriyordu. Tempomuzu bozmadan devam ettik (planlanan: 2:39 – gerçekleşen: 2:32) Gayet rahat ve iyi ilerliyorduk ve benim idrarım hala kanlıydı, sabaha kadar takipte kalıp, gelişmelere göre doktor Aylin ve Cem’e danışmaya karar verdim. Kıyafetlerim gayet konforluydu, kendi kendime daha önceleri üşüyerek boşuna eziyet etmişim diye düşündüm 🙂 Beslenme planıma göre burada tuz hapımı aldım. Söylemeyi unuttum, gece ekstra sıcaklık için bir koşucu arkadaşımın pekmez + karabiber tarifini de denedim, evet vücut ısısını arttırıyor ama karabiber karaciğerime ağır geldi, o yüzden 3 fırttan sonra almayı bıraktım. Daha çok koşu boyunca Bal + tereyağı + fındık karışımını kullandım.

Üçüncü kontrol noktası Ilıca’ya doğru ben önde arkada Mehmet yola çıktık. Yaklaşık 12K olan bu etap 442m tırmanışa sahipti. Bunu da hesaba katarak yapılan plan: 5:01’di ama çamura rağmen inişleri iyi kullandığımız için gerçekleşen: 4:15 oldu. Ben su alımını artırdıkça ihtiyaç molası da artıyordu, renk değişimini tam karanlıkta anlayamıyordum ama hala kırmızıydı :/.  Beslenme planıma uyarak çorba yerine pirinç maması, biraz peynir ve ekmek yedim. Mehmet de beslenmesini tamamlayınca yola çıktık.

Dördüncü kontrol noktası Örnekköy’e doğru ilerlemeye devam ettik ama çamur fazladan enerji harcamamıza neden oluyordu. Yürüdüğümüz zamanlar koşmazsan bitmez diyerek kendimizi motive ederek yola devam ediyorduk. İnişlerde tempomu arttırdım bu zamanlarda Mehmet’le biraz aram açıldı ama arkamdan güçlü bir şekilde beni takibe devam ediyordu. (Plan: 7:10, gerçekleşen: 6:42) Planlarıma uyarak ilk önce üşümeden terli olan üstümü değiştirdim, bel kısmıma böbreklerimi sıcak tutması için mikrofiber havlu sardım ve yarışın kalan kısmında hiç çıkartmadım. Mehmet üstünü değiştirirken ben beslenme kısmına geçtim, dropbag’ime koyduğum bir adet salatalık turşusunu  yedim, kendi hazırlayıp, dehidratör’de kuruttuğum makarnayı sıcak suyla haşladım ve biraz peynir, ekmekle yedim. Artık kontrol noktalarında kendimi yeme konusunda frenlemeyi öğrendim galiba 🙂 Mehmet de hazır olunca beraber yola çıktık.

Beşinci kontrol noktası Sölöz’e yürü koş ile devam ettik. Güneş doğmuştu ihtiyaç molalarında idrar rengimin giderek açıldığını görünce rahatladım ama bol su içmeye devam ettim. İlk defa herhalde ortalama 10K’da bir yarışta bu kadar ihtiyaç molası verdim. Bu fazladan mineral kaybı demek, o yüzden tuz haplarını ihmal etmedim. Sabah mahmurluğu olsa gerek yavaş ilerliyorduk plan 08:40’tı ama ancak 09:27’de varabildik. Kontrol noktasında Bilun Ayhan’ın sıcak karşılaması ve çay ikramıyla şöyle bir kendimize geldik. Biraz ekmek, peynir, portakal atıştırdıktan sonra Mehmet’le yola çıktık.

Altıncı kontrol noktası olan Narlıca’ya 814 metrelik bir tırmanış ile ulaşılıyor, Maxi Race için alışmaya çalıştığım batonlarımı burada çıkarttım ve Mehmet buraya kadar hedeflerini gerçekleştirdiğini kendisini beklemeden devam etmemi söyleyince vedalaşıp, planlarıma sadık kalabilmek için tempo yapmaya başladım. Planım 12:38 de Narlıca’da olmaktı, hesaplarımdan 47dk sapmıştım. Tırmanışlarda ortalama 10 pace ile gitmeye çalışıyordum, inişlerde gücümün yettiği yere kadar basıyordum. Ruhumun dizginlerini bırakmıştım özgürce koşuyordu ve aradaki farkı kapatıp, beni gerçekleşen: 12:18 zamanlamayla 20 dakika öne geçirdi. Beslenme planıma göre burada pirinç mamamı, peynir ve biraz ekmek yiyerek beslenmemi tamamladım. 90K koşucuları gelmeye başlamıştı ben de bir bardak çay alarak kontrol noktasını terk ettim.

Yedinci kontrol noktası Müşküle’ye doğru çayımı yudumlayarak devam ettim. Alper Dalkılıç arkamdan geldi, biraz kendimi toparlayıp onu takip etmeye çalıştım ama nafile adamın görünmez kanatları var, vedalaştık ve uçup gitti. Biraz sonra yokuşta Aysen Solak yakaladı, şöyle bir silkelendim, kendime gelerek onu takip etmeye karar verdim. Temposu bayağı hızlıydı, takip etmek için fazlasıyla efor sarf ettiğimi söyleyebilirim. Ondan kopmadan Müşküle’ye gelmeyi başarmıştım. Planlama yaparken burayı biraz hafife almışım. (Plan:13:43, gerçekleşen: 13:56) 13dk bir sapmayla buraya ulaşmıştım. Su ihtiyacımı giderirken Aysen’de uçup gitti. Arkadaş, bu seviyedeki başarılı koşuculardaki kanatlardan ben de istiyorum 🙂

Sekizinci kontrol noktası Süleymaniye’ye doğru hafif yürü-koş ilerlemeye devam ettim. Yürüyerek bitmez, koş Savaş diyordum. Yalnız koşmaktan sıkılmıştım, Aylin hocamın kulaklarını çınlatıyordum, geçen sene buralarda beni şu köşe, bu ağaç diye kandırıp koşturduğu anılara sığınıp, aynısını tekrarlayarak koşuyordum. Hocam taktikler işe yarıyor, artık ben de kendimi kandırabiliyorum 🙂 Planlarım 15:49’da varmaktı, gerçekleşen: 15:55. Eh artık bunca mesafeden sonra 6 dakika sapma da olsun gayri. Kontrol noktasında Polat güler yüzüyle karşıladı, niye geç kaldın diye de hafiften fırçasını attı 🙂  Biraz çay, ekmek, bir zeytin ve bir parçada kaşar yedikten sonra yola koyuldum.

Dokuzuncu kontrol noktası Derbent beni bekler koş Savaş, yok olmuyor bacaklarımda güç var ama ruhum koşmak istemiyor bir sebepten motivasyonumu kaybetmiştim. Tepe tırmanırken öylece yol kenarında yalnız bir ağaç vardı. O’na baktım, o da bana baktı. Hadi gel kucağımda yat dedi ama ben durmadım, devam ettim. On metre sonra durdum, çağrısına cevap vermeye karar verdim. Geri döndüm, çantamı çıkartıp, ağaca sarılıp uyudum. 20-25 dakika uyumuşum. Kalktım, ağaçla vedalaşıp zımba gibi yola devam ettim. Arkamda ağaçların arasında tanıdık birini gördüm gibi geldi. Sesi yaklaşınca iyice emin oldum. Erdoğan Kirpi idi, onunla karşılaştığıma memnun olmuştum. Dostlarla koşmak ayrı bir zevkti. Onun hamstringlerinde biraz sıkıntısı vardı, o yüzden çok hızlı gitmiyordu. Beraber iyi bir tempo yakalamıştık, koyu bir sohbetle ilerliyorduk. Susuzlukla, şöyle boğazımızı yakan soğuk bir gazoz hayalleri ile ilerliyorduk. Derbent’in girişinde pilav ayran yazısını görünce tatlılardan bayılan içimizden dolayı nerede ise gidip yiyelim diye plan yapıyorduk, meğerse bizim kontrol noktasında imiş. İnsan daha ne isteyebilir hizmet on numero 🙂 İki ayran bir tabak bulgur pilavı bizi şaha kaldırdı. Plan: 18:16 gerçekleşen 19:02 ile 46 dakika sapma :/ Yapacak bir şey yok, yola devam.

savas2Finişe doğru azıcık tırmanıp sonra iniş yapacaktık. Önceki sene bu parkur çok çamurdu, nasıl biter bu parkur derken, bir saatte çamurda tırmandığımız yeri kuru olduğu için 15dk geçmiştik, beni acayip motive etmişti bu durum. Kafamdaki negatiflikleri silip ilerlemeye odaklandım. Erdoğan’la yokuş aşağı kopmuş iyi gidiyorduk, son düzlüğe kadar hız kesmeden ilerledik. Herkes için bitmek bilmez gibi gelen son 5K’yı deparlı 800m koş 200m yürü şeklinde geçtik, gayet iyi de oldu. Ufukta finiş gözükmüştü. Finişe beraber girelim dediğimde Erdoğan “biz dağcılarda bir kural vardır: ilk zirve yapanlar önden gider, bu bir saygıdır. Sen de 140K koşuyorsun o yüzden önden sen gideceksin” dedi. “Şöyle bir depar at, 140K nasıl bitirilirmiş görsünler” deyince ben o gazla son 500m 4:52 pace’le bitirmişim. Güzel bir yarış dostlarla beraber zevkli bir şekilde bitmişti. Bu arada buz gibi gazoz hayalimizi de gerçekleştirdik. Hedef 20:28 Gerçekleşen:20:52 24dk sapmayla kabul edilebilir limitlerde yarışımı tamamlamış oldum. Koşu esnasında bana desteklerini eksik etmeyen ekibim Team Run.Bo’ya, yarış esnasında motivasyonlarıyla beni de motive eden Mehmet Önelge, Aysen Solak, Alper Dalkılıç, Elena Polyakova,  Thomas Eller, Servet Çataltepe ve son 30K da arkadaşlığıyla beni motive eden Erdoğan Kirpi’ye çok çok teşekkür ederim. Organizasyondaki tüm arkadaşlara başardıkları bu muhteşem organizasyon için teşekkürü bir borç bilirim çünkü işin en kolay kısmını biz koşucular yapıyoruz.

Run.BO Sonuçlar:

140K parkuru: +3400m / 5 ITRA Puanı
Savas Lutfi 20:52:41 (Overall: 16/49, Gender: 16/47, Cat: 6/14)

50K parkuru: +1800m / 3 ITRA Puanı
Bike 07:34:20 (Overall: 79/177, Gender: 7/29, Cat: 1/4)
Ersavas 06:42:11 (Overall: 34/177, Gender: 32/148, Cat: 19/67)
Mehmet 07:13:51 (Overall: 56/177, Gender: 51/148, Cat: 11/28)

Team Run.Bo 2017 Iznik Ultra yazılarına göz atmak için:  https://teamrunbo.wordpress.com/2017/04/24/iznik-ultra-2017/

 

 

Reklamlar