IZNIK ULTRA 2017

İznik Ultra 2017, 22.04.2017
iznikultra.com


1* Tuhaf Bir Hikaye
Yazan: Aylin Savacı Armador (140K)

Scott F. Fitzgerald’ın bir dergiye yazdığı tuhaf hikayesinde anlatılanlara benzer bir şekilde, yaş aldıkça bebekleşen ninemin hastanede yüzünü oksayıp, uyuması için ninniler söylediğimde nereden bilebilirdim ki onu son görüşüm olduğunu… İznik Maratonu sonrası tekrar ziyaretine gidecek, papatyalarla, zeytin ağaçlarıyla bezenmiş bahçesine götürecektim… “Turist geldi de gidiyor!” serzenişleriyle, bir elime zeytin yağı bidonunu, bir elime de bahçesinden topladığı mis kokulu rengarenk çiçeklerini tutuşturacaktı… Çok özleyeceğim…

Dayanıklılık koşularını yapabiliyorsam bunu Likya kadını babaanneme ve Karia kadını anneanneme borçluyum sanırım.

Ninelerime ithafen…
Tuhaf bir İznik hikayesi….

Koşarken farklı bir benle karşılarım her defasında. Benim bile bilemediğim… Arafta kalanlar özgür kalır, her adımda, her kilometrede. Bölünür, dağılır, ruhsallığın en ilkel parçalarına ayrılırım. Bir yanım hayalde, bir yanım gerçeklikte gider gelirim. Zihinsel oyunları bilincim mi kurgular yoksa var sayılan bilinç ötesine mi geçerim, hiç bilmiyorum. Tek bildiğim, yazmak gibi koşmanın da bana iyi geldiği, özgürleştirdiği.

Bazen paylaştığımız, bazen otistik bir hale dönüştüğümüz koşularda, herkes kendini bekleyeni yaşamaya gelir, belki de kendi hikayesini yazmaya….

Koştuğum ya da koşmak için seçtiğim yerler benden bir parçadır. Korktuğum, yok saydığım, kimsenin bilmesini istemediğim bir yanımdı sanki İznik… Yüzleşmekten hep kaçındığım… O yüzden midir ki yıllardır koşmak istemeyişim? Kim bilir?

Sımsıcak ısıtan şefkatli yanım gibi olan Likya’da koşmak için can atarken; soğuk, üşüten yağmurlu, çamurlu, karanlık, hırçın, hüzünlü, içine kapanık, farkedilmez yanım gibi olan iznik’e gönüllü olarak gelmekle yetindim şimdiye kadar. Dostların desteğiyle artık yüzleşme vakti geldi sanırım…

Birçok döneme başkentlik yapmış zarif bir kadındı sanki İznik. Doğuran, besleyen, büyüten, herkesin gönlünü çalan… Kendi halinde bir yaşamı barındıran İznik’e vardığımızda, eski yaşamın şaşalı döneminden kalan eserlerin arasında, terkedilmişlik, hoyratça talan edilmişlik ve hüzün gözüme çarptı nedense. Üzüldüm… Oysa kendini yok eden şehirden yani İstanbul’dan ve koşuşturmasından gelen arkadaşım Cem için çok daha farklıydı. Nazlı zarif kadın misali İznik’in rüzgardan savrulan saçlarının büyüleyici dansına kapılmış uçuşan, çiçekli böcekli yemyeşil renkli eteklerini seyre dalmıştı. 🙂 Denizlerin durulduğu, toprağın uyandığı mevsimde doğanın cömertliği ve iyileştirici etkisi altında hava soğuk da olsa kuş cıvıltıları, sevimli köpeklerin oyunları ve rüzgarın fısıltılarıyla göl kenarında sıcak bir çay içmek iyi gelir belki, İznik’in bizi çağıran sesinde.

Kayıt alanında dostları gördüğüme çok sevindim. Alper, Elena, Mustafa abi ve daha birçok arkadaş… Koşular sayesinde dostlar edindim güzel anılar biriktirdim. İlerleyen saatlerde tüm ekip toplanmış, Mustafa abi ve Serpil’in katılımıyla akşam yemeği renklenmişti. Belli etmek istemesem de korkum ve heyecanım geçmek bilmiyor, kendimi bir türlü avutamıyordum.
-Korkuyorum dedi kadın.
-Korkmana gerek yok, koşarsın diye yanıtladı doktor. Anlayamadı, anlayamazdı da…

Gece tehlikeli miydi? Bir o kadar da gizemli? Korkum ve üşümem İznik‘in gecesinden, gizeminden mi yoksa kendimden mi, hiç bilmiyorum. Koştuğum patikaların ruhuna bürünürüm hep. İznik ben;ben İznik oluyorum gecenin bu saatinde. Karmakarışığım. Cem, Mehmet, Bike, Ersavaş ve birlikte koşacağım Savaş’ın desteği ile 140km’ye uğurlanıyoruz sonunda. Zihin oyunları da başlıyor artık koşuyla birlikte…

Koşucuların kendilerini yeniden var etmesine gebe bir kadın gibiydi İznik. Geceyle birlikte doğum sancısı da başlamıştı surlarla çevrili rahminde. Altmış kadar koşucu patikalardan, derelerden, tepelerden, bahçelerden, kasabalardan oluşan doğum kanalında yol alacak, sabahın ilk ışıklarında yeni güne merhaba diyecek, yeniden doğacaklardı. Şefkatli bir hemşire gibi sıcak gülümsemeleriyle gönüllü arkadaşlar bu sancılı sürece eşlik edecek yardımlarıyla doğumu kolaylaştıracaklardı.

Dikilitaş’ta zafer tanrısı Nike‘ın tılsımı koşuculara geçecek mi acaba? Ya Boyalıca’daki rum balıkçılar gibi rastgele, şansın açık olsun temennileriyle mavi göle yol alabilecek miyiz? Ilıca’daki Keramet Dede, şifalı sularıyla karın ağrımı, mide bulantımı iyileştirecek miydi? Kim bilir… Gölü kirleten sanayinin yakınından geçip Örnekköy’e vardığımızda Batı Anadolu’nun en eski çiftçilerine rastlayamasak da Bakiye abla Çekmeköy ekibi ve diğer gönüllü arkadaşlarla karşılaşıyoruz. Üşüyen bedenimize, bitkin halimize çare oluyorlar. Bakiye ablanın otoriter ama bir o kadar koruyucu kollayıcı tavrı karşısında küçük bir çocuk gibi söz dinleyip üstüme kalın birşeyler giyiyor, mide bulantısına rağmen bir dilim ekmekle yola çıkıyorum arkadaşlarla. Yoksa rahatsızlığımdan dolayı hipotermiye girmem an meselesi…

Koşucu arkadaşların esprili takılmaları (çekmeköy twilight) ve iki kafadar sevimli köpeğin de katılımıyla yolculuk biraz daha renkleniyor. Gece üşütmekten bitkin düşmüş, döngüyü sabaha bırakmıştı. Sabahla birlikte kasabaya varmak üzereyiz.

Hüzünlü bir Ermeni kızıydı sanki Sölöz. Rum ve Türk dostlarıyla avunan… Çok uzaklardaki sevdiğinden haber getirmemizi bekler gibi bir hali vardı bizi karşılarken. Bahçesindeki koca çınar ağacının altında bizim için hazırlanan Halil İbrahim sofrasında Aykut abi, Gülseren ve Cora’nın sohbetleriyle ruhumuz dinleniyor ve Aykut abinin denklanşöre her basışında sanki sihirli bir değnek değmişçesine patika yıldızına dönüşürüyorduk. 🙂

Narlıca’da yeni yeni çiçeklenen zeytin ağaçlarıydık sanki göle seyre durmuş… Bolluk bereketin, barışın, bilgeliğin simgesi zeytin ağacıyla güçlendik. Zeytin ağacı gibi dayanıklı, bilgili Aykut Çelikbaş ve diğer gönüllü arkadaşların ellerinden barışın simgesi zeytin dallarını aldık, zeytin meyveleriyle şifalandık. Efsanelere, mitolojik hikayelere konu olmuş zeytin ağaçlarının arasından bal kokulu Müşküle üzüm bağlarına varıyoruz öğleden sonra. İğne oyalı yazmalarıyla Hisar kalesinde salına salına gezinen, Rumeli’den göç etmiş Osmanlı kadınlarına dönüşüyoruz bir anlığına da olsa.

Terkedilmiş, göç vermiş olsa da Süleymaniye köyü, Kıvanç, Polat ve diğer gönüllü arkadaşlarla birazcık da olsa şenleniyor, gülümsüyor, seviniyor bayram çocukları gibi.

Derbeder bir seyyah gibi arayıp da bir türlü bulamadığımız ne ola ki, Derbent köyünün kan çiçekleri nin gizemi mi acaba? Dağlar derbentten geçirir de bu gizemli aşkı buldurur mu bize? Efsunlu köyde hava kararmak üzere ve yağmur şiddetleniyor. Çok üşüyorum ama kafam güzel… Karanlığa ve şiddetli yağmura yakalanmış koşucu arkadaşlar için endişelenmekle birlikte uykusuzluk, açlık, soğuk hava, yağmur, güzel manzaralar, çamurda debelenmek, gönüllü arkadaşlar, koşucu dostlar, efsunlu köyler ve ortağım Savaş, bende öforik bir hal yaratıyor nedense. Cora’nın kamerasına da yansıyan şaftı kaymış bir suratla son 15 km de ‘’yeni açıldık ‘’diyecek kadar neyin kafasını yaşıyorsam artık. 🙂

Bu tuhaf hikaye başladığı gibi, başladığı yerde, başladığı zamanda dostlarla ve koşucu arkadaşlarla sona eriyor, İznik’in surlarla çevrili rahminde… Gelecek yıl tekrar doğar mıyız bilinmez…

Sancılı doğum sürecinde ve hipotermi riskinde yalnız bırakmayan doktorum Cem Ayhan’a, 140 km boyunca zorluklara birlikte göğüs gerdiğimiz, bazen söylendiğim bazen de sessizce dinlediğim, anlamaya çalıştığım ortağım Savaş’a, dostlarım Bike, Ersavaş, Mehmet ve Hüseyin abi’ye; yine yeniden doğmamız için bu parkuru hazırlayan Caner ve Macera Akademisine, aynı kaderi paylaştığımız koşucu arkadaşlarıma, evimize gelmiş gibi hissettiren, olmazsa olmaz gönüllü arkadaşlarıma, Aykut, Kıvanç, Bakiye Abla, Emin, Fulya, Gülseren, Polat ve isimlerini hatırlayamadıklarıma, sihirleri ve kameralarıyla bizleri birer patika yıldızına dönüştüren Aykut Üstündağ abi, Savaş Arson, Barış Gider, Coralline ve Ian Corless’a çok teşekkür ederim. İyi ki varsınız…

2* Team Run.Bo ile Bir Haftasonu
Yazan:
Cem Ayhan (50K)

Kaynak: UltraDergi 2017/1-Salomon Cappadocia Ultra Trail Before/After

Tüm koşucu dostlara selamlar.

Uzun bir aradan sonra yeni bir yarış raporu ile karşınızdayım ki beni tanıyanların hatırlayacağı üzere bir önceki raporum kısa öykü  veya koşmamışın ultrası  tadında olmuştu: “Doktordan az kullanılmış ultra tavsiyeleri” adında. Bu raporda kısaca koşu özgeçmişimi anlatmıştım ki aslında bitmeyen yarışlar, hemen hepimizin yaptığı klasik hatalar ve başarısızlıklarımdan oluşuyordu ve sonrasında inanılmaz çaba göstererek bitirmekten gurur duyduğum Laverado Ultratrail 2016 tecrübelerimi sizlerle paylaşmıştım. Yazıyı merak edenler burada bulabilirler.

http://kosdoktorkos.blogspot.com.tr/

YARIŞ ÖNCESİ
Koşu dünyasının en sevdiğim yönlerinden bir tanesi, değişik şehirlerde hatta farklı ülkelerde yaşayan, değişik meslek guruplarından koşucuların bir araya gelerek oluşturdukları takımlar. Bu takımların üyeleri hem birlikte antreman yaparak birbirlerine ciddi bir motivasyon sağlıyorlar, hem de yarış tecrübelerini, kullandıkları koşu ekipmanlarının değerlendirmelerini  paylaşarak, aslında son derece bireysel bir spor olan koşmayı ve onun getirilerini  bir aile- arkadaşlık ortamında iyisiyle kötüsüyle paylaşıyorlar.

İşte Team Run.Bo bu guruplardan  bir tanesi ve bu hafta sonu yapılan İznik Ultra maratonuna 50/90/140K parkurlarında katıldılar.  50K İznik Dağ Maratonunu Ersavaş ile Bike, 90K Orhangazi Ultra Maratonunu Mehmet, 140K İznik Ultra Maratonunu ise Aylin ve Savaş koştular. Öncelikle tüm katılan koşucuları candan tebrik ediyorum, hepsi yarışları bitirme başarısını gösterdiler. Ayrıca çok da kibar insanlar, beni bu haftasonu İznik’te misafir ettiler ama karşılığında da yarış raporu yazmamı istediler 🙂 Okuduğunuz yazı böylece oluştu. Aslında beni Team Run.Bo ile tanıştıran sevgili meslektaşım Aylin Savacı olmuştu. Geçen yıl Çekmeköy de yaptıkları birkaç antremana yine misafir koşucu statüsünde katılmıştım.

Bu yıl yarış programıma çok zor bir ultramaraton  (GROSSGLOCKNER ULTRA 110K, 6600m) eklediğimden ve bu yarışa katılan iki Türk koşucudan diğeri de Team Run.Bo’nun kıdemli koşucusu Aylin olunca hazırlık amacıyla  İznik Ultramaratonuna katılma kararı almıştık. Ancak işler planlandığım gibi gitmedi. Ocak ayının ikinci haftasında yalnızca yürürken, üstelik dağda da değil, İzmir-Urla’da kaldırımda yürürken, kar yağdığı için kayganlaşan zeminde düştüm; zaten önceden ameliyat olup vidalarla sabitlenmiş olan omurgamı, 2 ayrı noktadan çatlatınca 2 aylık zorunlu bir istirahat dönemi kaçınılmaz oldu. Sonrasında ancak Mart ayında yeniden koşmaya başlayabildim. Dolayısıyla 140K koşabilmek için  yeterli antremanı yapamadım. Vazgeçmek yok diyerek antrenman tadında 50K’da 1900m yükseklik kazanımı olan İznik Dağ Maratonuna katılma kararı verdim.

Saat 17 civarında vardığımız İznik’te hava kapalı ve serindi. Bunun moralimizi bozmasına izin vermedik. Sonuçta eğer bir ultramaraton koşacaksanız her şeyden once mental olarak buna hazırlıklı olmanız gerekli; koşu sırasında yağmur yağabilir, kar yağabilir, ıslanabilirsiniz, üşüyebilirsiniz, düşebilirsiniz, acıkabilirsiniz, kusabilirsiniz, çamurla uğraşmaktan bırakın koşmayı yürüyemeyebilirsiniz ama hepsini aşmak için gereken güç içinizde.

140K yarışı Cuma günü gece yarısı start aldığından  İznik’e ulaşır ulaşmaz, Aylin ile birlikte kayıt işlerini hızlı bir şekilde tamamladık. Geçen yıldan farklı olarak kayıt masası ve yarış fuarı bu yıl kent merkezindeydi. Ancak iyi organize edildiğinden zorunlu malzeme kontrolü ve numaralarımızı alma işini 10 dakikada tamamladık. Bu arada geçen hafta Marathon Des Sables’yi bitiren Özgür Tetik ve MDS yarışını fotograflayan Ian Corless ile karşılaşmak çok motive edici oldu. Ian’ın kendi websitesi ultramarathon konusunda tam bir hazine. 130’dan fazla podcast yüklü, değişik yarışlar hakkında detaylı bilgiler ve inanılmaz güzellikte fotograflar bulabilirsiniz.

Kayıt sonrasında start anına kadar olan yaklaşık 6 saatlik zaman içinde  otele yerleşmek, çantaları hazırlamak, yarış brifingine katılmak,  yemek yemek, ve mümkün olursa 140K koşacak Aylin ve Savaş’ın dinlenmelerini sağlamak işlerini tamamlamız gerekiyordu. Ekibin kalan üyelerinin gelmesini beklerken otele yerleşip çantaları hazırladık, artık yarış brifingine katılmaya hazır hale gelmiştik. Bu kadar uzun yarışlardan önce beslenme ciddi bir sorun oluşturuyor. Brifing öncesi En iyisi midemizi bozmayacak, hafif bir şeyler yemek diye düşünerek çorba içtik ama sonrasında halen çözemediğimiz bir şekilde muhtemelen kullanılan sulara bağlı olarak Aylin bütün gece midesiyle ulaşmak zorunda kalacaktı.

Brifing genel olarak iyiydi ancak bazı teknik deteyaların görseller ile desteklenmesi daha bilgilendirici olabilirdi. Kapalı bir salonda bu brifing verilmesi sonraki yıllar için başarıyı arttırabilir. Sevgili Caner tüm iyi niyetiyle parkur ve beklenen hava durumu hakkında bilgi verdi. Ama bazı basit detayları herkes birbirine sormak sorunda kaldı. Mesela yarış kitinden çıkan küçük numaraların ne işe yarayacağı, 50K koşucularının dropbag bırakıp bırakamayacakları, web sitesine yüklenen parkur bilgilerinin gerçek parkurla ne kadar uyuştuğu gibi. Bu tip basit detaylar kulaktan kulağa yöntemiyle eğrisiyle doğrusuyla hallediliyor. Caner’den havanın bu gece soğuk yarın öğleden sonra ise yağışlı olacağını öğrendik.

Tüm ekibin toplanmasıyla bir İznik klasiği olan Köfteci Yusuf ziyaret edildi. 140K koşacaklar hariç köftelerin tadını çıkardık. Bu yemeğe benim gibi misafir statüsünde katılan sevgili Mustafa Kızıltaş hocanın tecrübeleri arkadaşlarımızı bilgilendirdi, hatta eğlendirdi ve havaya girdik hep beraber.

Öncelikle Team Run.Bo ekibin yarış hazırlığını çok beğendiğimi söylemeliyim. Hem yarış öncesi ulaşım ve konaklama organizasyonu çok başarılıydı hem de rota hazırlıkları, malzeme seçimleri on numaraydı. Hocalarını tebrik ediyorum :). Tek tek bütün CP’ler çalışılmış, nerede ne yapılacak, ne yenecek , hangi tempoda koşulacak herşey   başarıyla planlanmıştı.

Yaklaşık 1 saatlik dinlenme sonrası hep beraber 140K start hattında yerimizi aldık, Aylin ve Savaş’ı 24 saat içinde sağlıklı  görebilmek umuduyla uğurladık. Eğer her şey yolunda giderse onlarla yolda karşılaşmayacağız. Hepimiz hava koşulları ve iki koşucunun da uyumadan koşmaya başlamaları nedeniyle endişeliydik, Cuma sabahından, cumartesi gecesine kadar yaklaşık 30 saat civarında uykusuz kalacaklar. Ne azim!

Sabah olduğunda ilk öğrendiğim ve beni endişelendiren şey Aylin’in gece boyunca mide problem yaşamasıydı. Endişelendim çünkü mide sorunu bir ultra sırasında en sık yarış bırakma nedeni. Doğal olarak yeterince beslenip depolarınızı zamanında dolduramazsanız, bu uzunlukta bir yarışı tamamlamak mümkün değil. Allah’tan tecrübesi, tıbbi bilgisi ve Savaş’ın desteği ile Aylin bu sorunu aştı ama ben koşarken bile her CP’de onun devam edip etmediğini görevlilere sorarak devam ettim.

50K-DAĞ MARATONU
Bu yarış çok keyifli, yemyeşil, göl manzaralı  bir parkurda koşuluyor ve 50km için yaklaşık 2000m tırmanış içerdiğinden çok ciddiye alınması gereken bir yarış. Yarışın cut-off  süresinin  9 saat 30 dakika olması sanırım zorluk derecesinin net göstergesi. ITR-A değerlendirmesinde 3 puan veren (1-6  skalası üzerinden), Dağ zorluk seviyesinde 4 puan alan (1-12 skalası üzerinden) ve bitirmek için gereken performans puanın 340 olduğu bir yarış. Patika koşmak isteyen herkes için muhteşem bir ultraya başlangıç yarışı olduğunu düşünüyorum. Bu parkur aslında 90K ve 140K parkurunun sonundaki 50K’lık bölümden oluşuyor yani diğer koşucularla aynı rotayı koşuyorsunuz.

Yarışın başlayacağı Narlıca köyüne kent merkezinden dolmuşlarla gidiliyor. Saat 8:30’da başlayan transfer 9:30’da sona eriyor. Bu zaman dilimini kaçıran koşucuların taksiyle start noktasına geldiklerini gördüm. Transfer yarış ücretine dahil ve sorunsuz gerçekleşiyor. Yarışın başlamasını beklerken oturup zaman geçirebileceğiniz kahvehaneler var; hem kahvehanelerin hem de ilkokulun tuvaletleri kullanıma açık. Erkek koşucular için pek de önemli olmayan bu detay kadın koşucular için hayati öneme sahip. Yani yarış başında organizasyon sizi iyi ağırlıyor. Yalnızca yanınıza bir miktar para almak iyi fikir.

4fe0e671-e80f-4b1a-8031-5800f334e7b6Bir sürpriz olarak, Narlıca daki CP ye 140K koşucularının ilk gurubu biz oradayken ulaştılar. 88. Km’ye yalnızca 9 saat 30 dakika da ulaşmışlardı. Nitekim bu gurup içindeki Kemal Kukul yarışı 16 saat gibi inanılmaz bir sürede kazanmayı başardı. Bu gurup içinde olan 31 BIP numaralı Hacı Kuvvetta isimli koşucuyla daha sonra parkurda karşılaştım, yürüyordu. Tüm çabama ragmen onun devam etmesini sağlayamadım, fiziksel ve mental olarak tükenmişti. Maalesef 104.’Km de yarışı bıraktı. Oysa yarışın ilk 13km’sini 58 dakikada koşacak, 88.km’yi 9.34 de geçecek kadar muhteşem bir performansa sahipti. Bu hepimiz için ders olacak bir örnek, ultrada esas başarı hızınız değil enerjinizi ekonomik kullanmak ve mental olarak yapacağınız hazırlık. Birlikte yürüdüğümüz zaman diliminde bana yaptığı antremanları anlatan arkadaşımız  için çok üzüldüm, gerçekten fiziksel olarak çok iyi hazırlanmıştı.

Bu yarışın içinde toplamda 3 tane CP var ve iyi tarafı, bu CP’ler için zaman sınırı yok. Yalnızca son CP olan Derbente saat 19’dan önce ulaşmanız yeterli. Bu CP ayrıca zorunlu malzeme kontrol noktasını oluşturuyor. Reflektörlü yeleğinizi saat 18’den itibaren giymeniz ve kafa lambanızı çalıştırmanız zorunlu, aksi durumda diskalifiye ediliyorsunuz.

Narlıca-Müşküle     (0-9Km / +600 m)
Bu etapın en belirleyici özelliği tekrarlayan çıkış ve inişlerden oluşması. Özellikle inişler single track şeklinde ve bazı noktalarda ip geçişleri ile kolaylaştırılmış. Hız yapmanın pek mümkün olmadığı bir etap. Arada yandan kaynak yapmaya çalışan sporcular olsa da genelde koşucuların tek kişilik sıralar halinde birbirlerini bekledikleri darlıkta patikalardan oluşuyor. Buraları ortalama bir hızla geçerek Müşküle köyündeki ikmal noktasına ulaştım. Bu CP’de yalnızca yarış kitapçığında belirtildiği üzere su, kek ve poğaça vardı. Ian Corless’in burada fotograf çektiğini görmek sevindirici oldu. Köyden hemen sonra oldukça uzun bir çıkış olduğundan hiç zaman kaybetmeden buradan ayrıldım. Yolda bir sürpriz ile daha karşılaştım. Bu yarışın sosyal medya yöneticiliğini yapan sevgili Coraline Chapatte, örgü ören köylü kadınlarla bir arada oturup gelip geçenin fotograflarını çekiyordu. Geçen sene Bu CP’ye kadar  birlikte koşarak gelmiştik.

Müşküle–Süleymaniye (9-19Km / +700m)
Bu etap uzun bir çıkışla başlıyor ve sizi yoruyor. Hırslanıp hızlı çıkmak tükenmenize yol açabilir. Bu nedenle yokuşların tamamına yakınını yürüyerek çıktım. Parkur ve manzara buralarda çok keyifliydi, ilk kez bir ultrada fotograf çekmek için durdum. Bu etapta çok dengeli bir tempoda devam etmek gerekli, 10K sürüyor ama kolay değil. Sularınızı tam doldurmanız şart. Parkurda arada çamur etaplar olsa da rahatsız etmedi. Genç bir kadın koşucunun yokuşta beni yakalayıp  “50 yaşındaki koşucu siz misiniz ?” sorusu biraz moral bozucu olsa da azimle devam ettim  🙂

Süleymaniye- Derbent (19-34.5Km / +350m)
Bu köydeki CP’de Polat ile karşılaşmak müthiş oldu, teşekkürler. Sanırım sizler de benim ile  aynı fikirde olacaksınız. Bir CP’de koşucu gönüllü varsa orası sizi yeniden ayağa kaldırıyor, devam etmeniz için gereken enerjiyi veriyor. Neye ihtiyaç duyduğunuzu, içinizde kopan fırtınaları gayet iyi biliyor ve anlıyorlar. Genel olarak CP’deki gıdalar yeterliydi. Bolca kraker, limon, portakal, muz, kola vardı. Gönüllü arkadaşlar hemen sularımızı tamamladılar. Elbirliği ile  birkaç dakika içinde bizi yeniden devam edecek hale getirdiler. Bu etapta bana yetişen Dilek Özgürel ile finishe kadar devam edecek olan beraber koşumuz, bu noktada başladı. Performans olarak yakın olduğunuz koşucularla birlikte devam etmek ultralarda bir şans. Hem canınız sıkılmıyor hem de yorulduğunuzda birbirinizi taşıyorsunuz. Bu kişinin illa önceden tanıdığınız birisi olmasına da gerek yok, patika kardeşliği sağolsun.

Bu etap, köy ilkokulunun yanından elbette yukarıya doğru çıkan asfalt yol ile başlıyor ve yaklaşık 2 km’lik çıkış sonrasında sola dönerek girdiğiniz toprak bir yol ile devam ediyor. Tam bu yol ayrımında karşılaştığımız koyun sürüsü ve elbette çoban köpeği biraz korkuttuysa da keyfimizi bozamadı. Bu aşamada parkurun en yüksek noktasına ulaşmış olduk, doğal olarak rüzgar arttı ve Suuntolarımız fırtına alarmı vermeye başladı 🙂 Önümüzdeki mesafeyi sanırım yağmurla koşacağız. Bir süre sonra yağmurlukları giyerek kendimizi korumaya aldık. Bu etap sanki söylendiğinden daha uzun  gibiydi, saatin ölçümü ile CP’deki ölçümler farklıydı. Bu sorun ultralarda sıkça yaşanıyor, özellikle parkur pedometre ile ölçüldüğünde, GPS aracılığıyla ölçüm yapan saatlerimiz farklı değerler gösteriyor. Burada bir ara işaretleri kaybettik ve hemen geriye dönerek doğru yola girdik. Bazen özellikle hızlı geçtiğiniz yerlerde dikkatiniz dağılıyor ve işareti görmeyebiliyorsunuz. Bu durumda hemen geriye dönmek gerekir çünkü parkurun işaretlemesi mükemmele yakın yapılmıştı, hep bir sonrakini görerek devam ettik. Görmediğiniz noktada ısrar etmenin anlamı yok, insan o psikolojiyle devam edeyim nasılsa bir sonrakini bulurum diyor ama işte böyle kaybolunuyor. Yeri gelmişken işaretlemelerin tüm parkurda çok iyi olduğunu söylemeliyim. Tek can sıkıcı sorun her zaman olduğu gibi yerleşim yerlerinde işaretlerin yerinden alınması nedeniyle yaşandı. Bu yarışın son 5 km’sinde ciddi sıkıntı yaşadık ve birkaç kez dışarıdan yardım almak zorunda kaldık. Sonradan öğrendiğime göre Nesrin İşseven de İznik girişinde işaretlemelerin ve yönlendirmenin yetersizliği nedeniyle  kaybolup  yaklaşık 45 dakika dolaşmak zorunda kalmış, üstelik 85km koştuktan sonra.  Bir eleştiri de işaretler için seçilen renk nedeniyle olacak. Zemin – fon ile benzer bir renk seçildiği için ağaçlar ve çiçekler arasında görmek zordu, beyaz veya turuncu daha iyi olurdu diye düşünüyorum.

Derbent-İznik (34.5-49.1 Km / +150m)
Bu CP, tüm yarışmacılar için  finishten önceki son durak. Ayrıca ikmal noktası yani dışarıdan eğer varsa takım arkadaşınız size destek olmak için buraya gelebiliyor. Burada bizi kollarını açarak karşılayan efsane koşucu Bakiye Duran ihtiyaç duyduğumuz sıcaklığı vermis oldu. Bu noktada bir koşucu arkadaşımızın hipotermi nedeniyle tıbbi destek aldığını gördük. Bir tebrik de sağlık ekibine, hemen müdahale ettiler. Sıcak çorba bizi hemen kendimize getirdi ve oyalanmadan devam etme kararı verdik. Son 15K inişlerden oluşacak derken karşımıza çıkan yeni bir yokuşta arkamızdan gelen “merhaba “sesi müthiş sürpriz oldu. 90K birincisi Sevgili Hasan ile selamlaştık ve ona derhal yol vererek arkasından hayranlıkla izleyerek yola devam ettik. Bu etapta 90K’nın ikinci ve üçüncü koşucuları da bizi geçtiler. Kıskanmadık desek yalan olur, umarım onlar gibi yüksek atletik performansa ulaşabiliriz. Bu etap sırasında yağış iyice arttı, birer jel alarak olabildiğince koşmaya devam ettik. Son 7 km düz asfalt ve bir o kadar da sıkıcıydı. Şehrin girişinde ki yönlendirmeler yetersizdi. Kendi kendimize fartlek yaptık, beyaz eve kadar koşalım, şu ağaca kadar koşalım diye :). Ultra’da çareler tükenmez.

cenk ve @aresvies olarak 06:52 de bitirdiğimiz #iznikultradağmaratonu'nu 7 saatin altında bitirme madalyonunu taahhütsüz olarak bekliyoruz @devrimcaner75 bey 😊 @iznikultraofficial #iznikultra #50K @mcrracesetter http://www.iznikultra.com/ ——————————————————————————— www.teamrunbo.com ——————————————————————————— #iznikultra #iznikultra2017 #iznik #trailrunner #trailrun #trailrunning #teamrunbo #runbo #ultramarathon #weloverunning #instarunners #run #runner #running #runtoinspire #laufen #laufenmachtglücklich #laufliebe #worlderunners #endurestrong #instagrun #altrarunning #embracethespace #zerolimits #koşuyoruz #patikakosusu #ultrarunner

A post shared by TEAM RUN.BO Running Team (@teamrunbo) on

Her yarışın finish ambiyansı bir diğerinden farklı oluyor. Yağmura ragmen bizi karşılayan, geçerken alkışlayarak motive eden, çocuğundan yaşlısına tüm İzniklilere candan teşekkürler. Aynı övgüyü yoldaki köylerde karşılaştığımız tüm yöre halkına göndermek gerekli, bu yarışı inanılmaz benimsemişler.

Koşmaya başlamadan önce 6:30 olan bitirme hedefim, geçen yıl pek çok elit sporcunun 6 saat üzerinde bitirmiş olduğunu öğrendikten sonra, Ersavaş’ın deyimiyle “telefonuma update geldi” ve 7:30 olarak  güncellendi 🙂 Aynı güncelleme koşarken ikinci kez  gelince süre 8:14 oldu 🙂  Benim açımdan yarıştan çok,  keyifli bir antrenman modunda geçti. Belimi uzun süreli aktivitede kontrol etmiş oldum. Bu tempoda 90K koşabilirdim ama 140K çıkmazdı, onu anlamış oldum. Eksik antreman ile uzunlara girmek çok yanlış, hem sakatlığa davetiye çıkartıyorsunuz hem de iyileşme süreci sizi hedef yarışınızdan uzaklaştırabiliyor. Gerek dizimde gerek ayaklarımda sorun olmaması doğru karar verdiğimi gösteriyor.

YARIŞ SONRASI
Finish sonrası yarım saat kadar fotograf çektirelim, selfie yapalım, çay içelim diye oyalanınca şiddetli titremeyle birlikte hipotermi gelişmeye başladı ve derhal otele dönerek önce duş, sonrasında kuru giysiler ve sıkı bir yemek ile yaklaşık 2 saat içerisinde  toparlayabildim. Yemek sırasında Bike’nin, Aylin ve Savaş’ın geldiklerini haber vermesi üzerine onları karşılamaya gittim. Beklediğimiz üzere ıslak,  uykusuz  ve üşümüş olarak geldiler. Başları dik ve 5 pace ile koşarak finish çizgisini geçtiler. Başlarına gelecekleri bildiğimden birkaç dakika içinde drop bagleri alıp hiç oyalanmadan otele döndük. Aynı hipotermiden korunma  süreci bu kez Aylin ve Savaş için yaşandı.  Yorgunluklarını atabilmeleri için, onları ısınmış şekilde uyumaları için bıraktık.

01c5418b-f4a9-4494-8be2-87a4a1bbde94Ertesi gün tüm ekibin bir arada yaptıkları kahvaltı sırasında yarışın artıları eksileri masaya yatırıldı ve bir sonraki yarış hazırlıklarına hemen başlandı. Bu arada bu yarışa katılamayan diğer Run.Bo’ların da isimlerinin  sıklıkla geçtiğini söyleme gerekli. Merak edenler direkt Run.Bo’lara sorabilirler :).

Sonrasında tek rakibim THY diyen Sevgili Hüseyin Abi’nin aracında Izmire doğru gidecek ekip  Aylin, Mehmet, Hüseyin vedalaşarak ayrıldılar. Kalan ekip madalya töreni için fuar alanına döndük.  Sade ve keyifli bir madalya töreni sonrasında bir yarış daha bitmiş oldu.

Benim için başından sonuna kadar son derece keyifli geçen bir haftasonu oldu, tüm Run.Bo’lara candan teşekkürler. Galiba tüm Team Run.Bo ‘yu Tahtalı’da yeniden göreceğiz!

Kullandığım Malzemeler

  1. Raidlight Olmo 5L çanta, bu tip orta mesafe yarışlar için uygun, çok başarılı. Sürekli müzik dinleyerek koşanlar için çanta içinde kulaklık sistemi var, çok konforlu.
  2. Salomon Softground ayakkabılar. İnanılmaz iyi zemin tutuyor, bu tip arazilerde çok başarılı.
  3. BV Compres tayt
  4. BV Compres calf desteği
  5. BV Compres çoraplar- İki kat çorap giyiyorum, ilk kat 5 parmaklı injinji çoraplar.
  6. Decathlon Antichaffing Hem ayaklar hem de özel bölgeler için tahrişi azaltan, yarış sonrasında da kullanabileceğiniz  çok ekonomik bir krem.
  7. Toplamda 2 adet elektrolit tableti (Hummer Endurolyte) ve 3 adet gel ( Hummer Endurolyte- expresso )
  8. Raidlight Yağmurluk ve T-shirt

Keşke Alsaydım Dediklerim

  1. Eldiven: Sabah havanın güneşli olmasına aldanarak yanımda olmasına ragmen odada bıraktım.
  2. Güneş Gözlüğü: Unuttum
  3. Baton: Bu parkurda şart değil ama uzun yarışlar öncesinde iyi bir antreman olurdu.
  4. Uzun kollu ara kat , doğada ne zaman üşüyeceğinizi hiç bilemiyorsunuz.

Öneriler

  1. Çok başarılı ve özverili bir organizasyon ama amatör olduğu hissediliyor. Sponsor bu işin temel noktası olmaya devam ediyor, umarım önümüzdeki yıl bulabilirler.
  2. Bu yarış içindeki 140K parkuru gereksiz zorlukta ve mesafeyi uzatarak ITR-A 5 puan alabiliyor. 5 puan veren diğer yarışlar daha keyifli mesela Cappadocia Ultra Trail.
  3. 90K ise kendisini Ultra’da denemek isteyenler için çok güzel bir yarış. Yeterince uzun ve tırmanışları kararında. 4 ITR-A puanıyla mutlaka koşulmalı.
  4. 50K Dağ Maratonu ise antreman yapmak isteyenlere, kendi hızını arttırıp yarışmak isteyenlere, arazi koşusunu yapmak isteyenlere çok uygun. Büyük bir organizasyonun parçası olmanızı, kabul edilebilir zorlukta bir parkur ile sağlıyor.

Kendi yorumuma göre yapılmış Team Run.Bo yarış değerlendirme kritiğini aşağıda size sunuyorum.

  1. Organizasyon             8/10
  2. Yarış kiti dağıtımı        8/10
  3. Parkur                         9/10
  4. Parkur Işaretleme       9/10
  5. Şehir içi işaretleme     4/10
  6. Drop Bag                   9/10
  7. Fuar organizasyonu  7/10
  8. T- shirt ve Madalya   9/10
  9. Fotograf Hizmeti       9/10
  10. Seyirci halk desteği 10/10

TEŞEKKÜRLER
Gonullu calisan dostlarimiz Kivanc, Polat, Aykut Celikbas, Aykut Ustundag ve esi Gulseren, Bakiye Duran, Fulya ve Coraline’e burdan ozel olarak kocaman tesekkurler gondermek istiyoruz. Gonullu calistilar, bizlere cok guzel enerji verdiler. Sagolsunlar, varolsunlar…

RUNBO Sonuçlar:


140K
Aylin:   21:36:48       (Overall: 21/64, Gender: 2, Gender+Age: 2)
Savas:  21:36:49       (Overall: 22/64, Gender: 20, Gender+Age: 13)

90K
Mehmet: 12:48:09    (Overall: 23/59, Gender: 22, Gender+Age: 8)

50K
Bike:       08:32:31     (Overall: 143/229, Gender: 17, Gender+Age: 3)
Cem A.:  08:14:20     (Overall: 129/229, Gender: 114, Gender+Age: 26)
Ersavas: 06:52:55     (Overall: 52/229, Gender: 50, Gender+Age: 25)
Selman:  07:58:56     (Overall: 121/229, Gender: 108, Gender+Age: 27)

Reklamlar