ALANYA ULTRA 2017

BİR TEAM RUN.BO HİKAYESİ, 25.03.2017
Katılan Run.Bo’lar: Aylin, Savaş (64K); Bike, Ersavaş, Hakan (42K)

alanyaum-logoAlanya Ultra’nın aylar öncesinden telaşesi başlamıştı bizde. Antremanlar, çeşitli yiyecek kombinasyon denemeleri vesaire vesaire… Beklenen gün gelip çattığında Türkiye’nin dört bir yanından hatta Almanya’dan Team Run.Bo ekibi Alanya’da bir araya geldi 🙂 Bike, Ersavaş, Hakan, Savaş’tan oluşan öncü ekip yarış öncesi brifing için teknede yerimizi aldık. Son dakikada koşarak yetişen Aylin’i de aldıktıktan sonra sahilden açılan teknede yarış parkuru ve kuralları ile  ilgili brifingimizi alırken Ahmet’in şu cümlesi pek bir dikkatimizi çekti: “Parkurun bazı kısımları “teknik” arkadaşlar”. İşte bunu duyduğunuzda anlamanız gereken şey, bu yarış harbiden zor geçecek demektir. (Bunu tecrübeyle sabitledik 🙂 Otele yerleştikten sonra  biraz protein takviyesi yaptık. Sonra Aylin hocamızdan otelde koşuya özel tecrübeye dayalı bilgiler aldık, e tabi biraz da geç saatlere kadar kaynattık… Koşu için iyice motivasyonumuz tamam! Eh artık yatıp dinlenmek lazım.

Sabah erken kalkıp hazırlık, kahvaltı faslı derken koşu zamanı gelmişti. Otelimizin çok yakın olması sebebiyle, ekipçe koştura koştura son dakikada! start noktasına  vardık. Bir hatıra fotoğrafı çektirmezsek olmaz, duvar da arkamızda yazan cümle Ersavaş’ın dediği gibi manidar… Resmen yarış öncesi son uyarı: ”Biz Öldük“.  Koşarken başımıza geleceklerin habercisiymiş 🙂 Untitled 8

Aylin ve  Savaş 64K, Bike, Ersavaş ve Hakan 42K olarak hep beraber Deniz Kulesinden start aldık. Kalabalıkla beraber kaleyi tırmanmaya başladık. Bizimle beraber yukarı tırmanan bir kablumbağa vardı, onunla da selamlaşırken sanki bana unutma tavşanla olan hikayemi, ipi ben göğüsledim diyordu. Benim içim içime sığmıyordu, kelebek olup uçmak istiyordum ama tecrübeli arkadaşımız Aylin sakin ilerliyordu.

WhatsApp Image 2017-03-27 at 20.07.07 (2)Arkadaşım kaplumbağanın söylediklerini tekrarlayıp kendimi sakinleştirmeye çalışarak kaleden aşağı indik, belediye çalışanları koşu bariyerinin yerini değiştirince önümüzdeki ekip yanlış yola gitmiş, geri döndürüp, insanları doğru yola yönlendiriyorlardı. Neyse ki  biz fazla ilerlememiştik! Bu koşuda Aylin liderliği bana bırakmıştı, sorumluluk büyük!!! Kaybolmamamız lazım!

Cok cool’sunuz Bike Hanim!
Hakan ile Ersavas parkurun keyfini cikariyor.

Hakan ile Ersavas gene keyif pesinde… Sahilde ilerledikten sonra muz tarlasının içinden geçtik, arkamızda bulunan biri söyleniyordu “insan bizim için ağaçlarda en azından bir tane muz bırakır” diye 🙂 Gerçi yarışta bir yerlerden sürpriz şekilde muz çıkacak diye çok bekledik ama nafileymiş 🙂 Sonrasında dağlara doğru yöneldik; beklenen yokuşlar orada bizi bekliyordu. Grup halinde ilerliyorduk. Giderek şehrin o yoğunluğundan kurtulduğumuzu hissediyordum. Tek sıra halinde yukarı doğru tırmanıyorduk. Bu arada Elena müsade isteyerek yanımızdan yukarı koşarak çıktı. Bazen arkamı dönüp o muhteşem deniz manzarasını seyrediyordum. Sık ağaç bitki örtüsü içerisinde ancak tek sıra halinde ilerleyebiliyorduk. Bu şekilde yavaş ilerleyerek ilk kontrol noktasına ulaştık. Eksilen suyumuzu tamamlayıp oyalanmadan yola devam ettik. Ersavaş ve Hakan önümüzde ilerliyor olmalıydılar.

42K ekibinin yol arkadasi cok sevdigimiz genc dostumuz kaybolgan Umut 🙂

Muhteşem bir doğa içerisinde ilerliyorduk. İkinci kontrol noktasına gelmiştik. Sularımızı doldurduk, biraz limon ve kola içtik. Bu arada kontrol noktalarındaki gıdalar tam bize söylendiği gibiydi. Yola devam… Orman içindeki yolculuğumuzun her adımımızda Ahmet’in kulaklarını çınlatıyoruz. Güzel kelimesi yetersiz kalıyor, parkur çalışılmış, temizlenmiş yer yer merdivenler bile yapılmıştı. Sürekli! inip çıkıyorduk. Derken üçüncü kotrol noktasına da geldik. Şu ana kadar işaretlemeler çok iyiydi ve hiç kaybolmadık. Su molası biraz da yol tarifi aldıktan sonra zirveye doğru yola çıktık. Buralarda bize kar süprizi olduğunu söylemişlerdiö tırmanırken merakla hani nerde bu kar, kandırıldık mı diyordum. Aylin önümde, yokuş yukarı hızla çıkarken dağların kızını takip etmekte zorlanıyorum. İrtifa yükselince ortada ağaç kalmadı, oksijen seviyesinin azalması nedeniyle uyum sağlamak için Aylin’in uyarısı ile tempomuzu düşürdük. Yamacın ucunda birazcık kar vardı, “bu mu kar?!!” diye söylendim, söylenmez olaydım!

Birazdan görecekmişiz karı! 2km karın üstünde yürüyüş ve  hafif koşu temposu ile karın üstünde inmeye başladık, ayaklar ıslanmaya ve üşümeye başlamıştı bile; kendi düşen ağlamaz. Kar istemiştim,  al sana kar! Parkur dediğin böyle olur her an bir sürpriz. Helal olsun sana dağların arslanı! Kontrol noktasındaki arkadaşlar çok cana yakın ve yardımseverdiler. Hepsine buradan çok teşekkürler.  Dönüş  yolunda yokuş aşağı inmeye başlamıştık artık ama sürprizler bizi parkurun sonuna kadar bırakmayacaktı. Beslenmemize yeterince dikkat etmemiştik, enerjimin azaldığını hissediyordum. Düzde ve yokuş aşağı her yerde mümkün olduğunca tempolu koşmaya çalışıyorduk. Dördüncü kontrol noktası bir  türlü gelmiyordu. Bayır aşağı kaptırıp giderken yol birden sağ veya sola sapıp yukarılara tırmanmaya başlıyordu. Yahu ne çok tepe varmış aşılmak için 🙂 keçi olmak varmış bu parkurda, bir daha ki sefere bol bol keçi eti yedikten sonra başlamak lazım. O köşe mi bu köşe mi derken sonunda vardık kontrol noktasına. Valla ilk sorduğum soru “çorba var mı?” oldu. Heralde bir kazan içtim yok yok bir tasçık, zaten Aylin hocam sağ tarafımdan hemen uyardı Savaş çok yeme koşamazsın! 🙂  Uyarının hemen sonrası hareketlenmeye başladım ama açlıktan gözüm mü ne dönmüş artık son bir hamle ile kalan çorbanın içine biraz makarna karıştırmamla kafaya dikmem bir oluverdi 🙂 Hoca sözü dinlemezsen sonraki kontrol noktasına kadar dolu mideyle koşma sıkıntısına katlanacaksın tabii ki!

Beşinci kontrol noktasında bizi Ethem karşıladı. Önümüzdeki parkur hakkında gerçekçi bir yorum aldık: “işiniz zor!” Gerçekler acıydı ne yapalım yola devam. Attığım her adımda iyi ki buraya gelmişim, bu güzellikleri başka türlü nasıl görecektim diye düşünerek seviniyor ve şükrediyordum. Kendimizi çok da zorlamadan güzel bir tempo yakalamıştık.

Ufukta şehir gözükmüştü ama bir türlü gelmiyordu yakına. Yarışı 8 saatte bitiririz diyorduk başlarda ama 8 saati çoktan geçmiştik. Yeni hesaplar ve yeni motivasyonlara başlamıştık… Ultramaraton bu, her şey olabilir. Her yeni duruma uyum sağlamak gerekiyor.  Sonunda şehrin içine girmiştik. Sahile gelince biraz şaşırdık, plajda koşmamız gerekiyordu ama bir türlü kumsala inemedik. Aylin bu durumdan rahatsız olmuştu, başkalarının hakkını yemeyelim diyince telefon hakkımızı kullanıp bizden önce bitiren arkadaşımız  Ersavaş’ı aradık. Ondan ileride sahile gireceğimizi öğrenince rahatladık. Az sonra kumların üstündeydik. Aylin hadi koşalım dediyse de ben yorgunuz kramp girmesin diyerek onu kumların üstünde yürüttüm. Onca şeyden sonra kum parkurunu da geçtik Amaaa daha süprizlerimiz bitmedii! Güneş batmak üzereydi, deniz manzarası görülmeye değerdi doğrusu. Kum bitti, e yol nerede karşımızda kayalar duvar. Işaretlere bakarsak belimize kadar denize girip kayalara tırmanmamız gerekmekte. Burada biraz motivasyon ve gayret gerek. Ve dikkat yosunlar kaygan! Karanlık olmak üzere idi, kale surlarına doğru tırmanmaya başladık. Burayı olsa olsa yarım saate geçeriz demiştik. Hay demez olaydık. Yukarıda teleferiğin olduğu yerde Türk bayrağını görünce buradan yola bağlanır koşarız diye düşündüm, yanlış bir düşünceymiş işareti görünce anladım. İşaret yukarı hep daha yukarı surları gösteriyordu. Kale surlarına paralel ilerlemeye başladık. Mubarek kalenin surları da bitmek bilmiyor! Aylin sinirlenmeye başlamıştı, hadi Ahmet nerden sokacaksın bizi kalenin içine diye söyleniyordu 🙂 Ben bu noktada artık teslim olmuş, surların tamamını etrafından dolanmayı çoktan kabullenmiştim. Derken birden o mucize köşeyi dönünce karşımıza çıkan dar ve demirli kapıdan kendimiz içeri attık. Ohhhh bee!!! Bitti bu iş tamamdır!

Bitti de hava iyice karardı. Şeritleri seçmekte zorluk çekiyorduk. Şimdi de kalenin içindeki labirent  oyununa hoş geldiniz! Dar sokaklarda sağa sola gidip duruyorduk. Çantadan ışığımı çıkartım yardımı olur düşüncesi ile ama pek olmadı sanki. Girilmez işaretini kopartıkları için şimdi de yanlış sokağa girmişiz, köpekler yolumuzu kesti ve daha kötüsü bi de çıkmaz sokak 🙂 Onca yolu geldik kaybolmadan burda bir türlü yolumuzu bulamıyoruz. Şehir aşağıda, görüyoruz ama inemiyoruz. Sinirlerimiz iyice gerilmişti, telefon joker hakkimizi tekrar kullandik. Kurtar bizi, kaybolduk Ersavaş! Bulunduğumuz yeri tarif edince girilmez işaretinin orada olduğumuz ve yanlış tarafa gittiğimiz anlaşıldı. Yola devam; yol az biraz yukarı doğru gidince, “daha ne kadar yukarı çıkaracaksın bizi eeyy Ahmet!” diye söylenmeye başladık 🙂 Neyse sonunda Merdivenler gözükünce rahatladım doğrusu. Sahile ulaşmıştık! Ohhh beeee… Uzaktan dostların sesi geliyordu. Bizim ekip sesleniyordu, hadi az kaldı! Biraz sonra bitirmiştik. Eşsiz bir parkur bitmişti. Kötü koştuğumuzu düşünüyorduk. Murat Kaya’nın 8 buçuk saatte bitirdiğini öğrenince bizim 11:50 lik sürenin kötü olmadığına karar verdik 🙂

BiKosu Adana’ya sevgiler 🙂

Bu yarış Team Run.Bo için bereketli olmuştu. Aylin, Ersavaş, Hakan ve ben kürsü gördüm. 42K kadınlarda yaş kategorisi olsaydı Bike de görecekti. Yarış sırasında sürekli kulaklarını çınlattığımız Ahmet’e yarış bittiğinde, iyi ki bu parkuru hazırlamış diye hep beraber canı gönülden teşekkür ettik.

Yazan Run.Bo: Savaş Lütfı
Parkur bilgileri icin: http://www.alanyaultra.com

*42K koşan Run.Bo Bike’den Ek Notlar:


Bu yarışla ilgili hafızamdan asla gitmeyecekler:

1- Teknede yapılan makarna partisi ve teknik brief. Bize bu yarışın çok farklı geçeceğinin baştan habercisi idi. Her şey iyi düşünülmüş ve iyi organize olmuş bir yarış!

2- Dağların Arslanı Ahmet’e boşu boşuna bu lakabı takmamışlar! Batonlarım yanımda olmasaydı, o inişi yapmam mümkün değildi. 4 ayak ile ancak inebildim. Hıdırellez tepesinden aşağıya inerken 2 kez taşa basıp yuvarlandım. Alanya Ultra’dan bana mosmor bir hatıra kaldı 😉

3- Ahmet’in ortaya çıkardığı bu parkur aslında tüm parkuru özetliyor: “Yörüklerin izinde, Torosların Zirvelerinde”. Yer yer antik patikaya dönüşen parkur, gerçekten zirvelerden eksik olmadı. Bu parkuru açmak bir iş, bu parkuru açık tutabilmek yine dev bir iş. Sevgili doğasever yürüyüşçülere tanıtılsın bu parkur, bir daha da asla kapanmasın.

4- CP’lerdeki güleryüz, yemekler, su kaplarımı dolduran ekip, harikuladeydiler. CP’lerin yerinin 1-2K ilerde olması, haa o CP’ye ulaşana kadar epey bir söylenmeme sebep idi, hele ki 21K’daki CP, itiraf ediyorum o nefis çorba, tuzlu ve soslu spagetti her şeyi tamamen unutturdu. Haaa, bir de yıllardır kola içmeyen bana kola içiren parkur olarak da hafızamdan gitmeyecek…

5- Murat Kaya. Beraber start aldigimiz bu efsane adamın 64K kosarken, 54K’da, 32K’daki beni gecmesine sonsuz saygı duydum. O kadar rahat koşuyordu ki, tavşan gibi sekerek geçti, hatta sohbet etmeye başladı. Sanki bir acelesi yoktu, ne bileyim Bebek Parkında düz koşuya çıkmıştı filan, o indiği yokuş sanki benim indiğim yokuş değildi… Zıp zıp zıplıyordu… Önümde Alanya’nın beyaza boyalı yapıları, Kleopatra plajı uzanırken, kendime haydi bitti çok az kaldı diye kandırırken, Murat Kaya’nın taş patikada süzülüp gitmesini, arkasından hayran hayran izledim..

6- Kumda koşmak. Zamanla ilgili mefhumumun gittiği an. Bir de işaretleme hemen plaja vermeyince, işareti biri kaldırdı galiba deyip, şüphelenip, etik değil diye plaja erken girmek Üstelik sevgili Antalya Runners Cengiz’i de kendimle beraber bu bataklığa sürüklemek! Çok özür dilerim sevgili Cengiz Keskendir, çook! Ama fırsat bu fırsat ne kader birliği yaptık! 1 saatimize mal oldu belki ama unutulmaz olarak kayıtlara geçtiği kesin!

7- Yarışın kale parkuru. Olağanüstü bir final. Zaten bilmiyorum, biz bu parkuru koşanlar dışında Alanya’nın her yerine adım atmış başka bir tayfa var mıdır. Son 2K bile sürprizlerle dolu idi. Damlataş mağarası yanındaki kayalığa, su içinden geçerek tırmanmak ancak Ahmet’in parkurunda olabilirdi! Maymun gibi bir süre tırmanıp, zirvedeki Türk bayrağından sonra nasılsa aşağıya ineriz diye hayal ederken, tam da bayrağın dibinden sağa yönlendirme ile moralman çökmemiz! Enerjimizin son dirhemleriyle psikolojik savaşımız! Yüce kalenin büyüklüğüne, bitmek bilmeyen surlarına saygı duymak! Sadece bu kale parkurunda bile ne ararsanız vardı… Bir süre sonra teslim olduk, Ahmet’in parkuru ile direnmenin çok da anlamı yoktu, son 40K zaten bunu epey tecrübe etmiştik. Ama tam da son kaleye gelmeden, sola giden kapıyı keşfettiğimizdeki o büyük mutluluk, ah Ahmet keşke bizzat orda olsaydın da görseydin… Biz çığlıklarla fethettik o surları, o kapıyı! 😉

8- Bitmesine metreler kala tersane içinden geçmek ne kadar özel bir duygu idi! Kelimelerin yetmediği bir final!

Son Söz:
Helal olsun Ahmet! Teşekkürün yetmediği bir organizasyon yapmışsın bizlere! Hem acı çekip hem de musmutlu olacağımız başka kaç tane parkurumuz var ki? Yine geleceğiz, biz bu parkurun abonesi olacağız! Seneye görüşmek üzere!

RUNBO Sonuçlar:
64K
Aylin:   11:49:33 (Overall: 10/20, Gender: 3, Gender+Age: 2)
Savas: 11:49:34 (Overall: 11/20, Gender: 8, Gender+Age: 2)
42K
Bike:       09:07:47 (Overall: 18/23, Gender: 4, Gender+Age: 2)
Ersavas: 07:11:33 (Overall: 9/23, Gender: 8, Gender+Age: 3)
Hakan:    07:08:37 (Overall: 8/23, Gender: 7, Gender+Age: 2)


TEAM RUNBO YARIS ORGANIZASYONU DEGERLENDIRMESI


Kriter Puan
(min 1 -max 5)
 Ek Not

1


Yarış Hakkında Yeterli Bilgilendirme


5


 

2 Fuar alanı N/A  Kullanmadik
3 Drop Bag Organizasyonu N/A  Kullanmadik
4 Yarış Transferleri N/A  Kullanmadik
5 Start Organizasyonu 5
6 Parkur Manzarası ve Güzelliği 5
7 CP besin / su ikramları 5
8 Finisher Madalyası 3
9 Yarış T-Shirtü 3
10 Seyirci İlgisi 1
11 Yarış Sonrası Hizmetler (Duş, masaj, kabinler, yeme içme) 4
12 Yarış Fotoğraf Hizmeti 5

TEAM RUNBO ORGANIZASYON ORT. PUANI: 4.0

(Parkurun asıl zorlu kısımlarında nedense ne foto ne de video çekebilen var, neden acaba :))) )

Reklamlar