Kaçkar Ultra Maratonu 2016

Kaçkar Ultra Maratonu, 24.Eylül.2016
Katılan Run.Bo’lar:
Bike, Ersavaş, Seyit (43K+3K)

Kaçkar ve koşmak kelimeleri yanyana bile geldiğinde mideme sanki solucanlar giriyor. Kaçkar Ultra Maratonu, sonbahar sezonumuzun en zorlu yarışı olacak. Çok şükür, en sevdiğim coğrafyalarda olacak olmanın verdiği garip bir güven var içimde. Bir yandan da, yine Kazım’ın memleketinde olmanın verdiği huzur. Bu zorlu yarışımı elbette çok sevdiğim Kazım için koşacağım. Sonuna kadar mücadele edip, elimden gelenin en iyisini yapıp, içinden geçtiğim olağanüstü manzaralara kucak açacağım. Tam 1 aydır, yatıyorum, kalkıyorum, hep bunların hayalini kuruyorum…

Geçen yıl, hatırlarsanız Kaçkar Ultra’nın ilk organizasyonuydu, biz ekipçe hem koşmuş, hem de gönüllü olarak çalışmıştık. Yazılara göz atmak isteyenlere linkler:

https://teamrunbo.wordpress.com/2015/06/30/kackar-ultratrail-2015/

https://teamrunbo.wordpress.com/2015/06/30/kackar-ultratrail-2015-gonullu/tshirt

Benzersiz bir coğrafyada, biz gönüllü çalışanlar, koşanlara o zaman nerdeyse “deli” gözüyle bakmıştık. Bizim için 3 günlük trekking rotasını, 3.5 saatte koşup bitiren vardı ki, gözlerimizle görmeseydik asla inanmazdık! (Aradan geçen 15 ay zamana rağmen, hala Çinçiva’da, Avusturya’lı Oldrich’in bu süper performansı konuşuluyor! Adam bir efsane oldu!) Bir yandan gönüllü çalışmak bizim için inanılmaz zengin bir gözlem imkanı idi, 2016 organizasyonuna baştan beri göz kırpmamıza sebepti… Denemeye kesinlikle değerdi. Evet çılgıncaydı, ama değerdi! İşte o 1 yıl apar topar, çok fena hızlı geçti, yarış vakti gelip çatıverdi!…

2 gün öncesi:

Çantamı ve yarış için zorunlu tutulan malzeme listesini tam 3 kez kontrol ediyorum. Her kontrol ettiğimde, birşeyler eksik kalıyor sanki. Biliyorum ki, birşey unutsam telafisi olmaz sonra. Mesela kafa lambası için yedek pilim yok, satın alacak zamanım da yok, ya Ayder’de de bulamazsam diye, yanıma yedek kafa lambası bile alıyorum! O kadar paranoyak bir vaziyetteyim! Trabzon’a uçağımız ertesi sabah ve ilk uçak olunca, erkenden yatıyoruz. Ancak gece 2 gibi heyecanla uyanıyorum. Alarmın çalmasına halbuki daha 1.5 saat var, tekrar uykuya dönmeye çalışırken, Alper (Alper Dalkılıç)’ın yarış rotası ile ilgili bir güncelleme maili gönderdiğini görüyorum. Son birkaç gündür değişken ve hatta afete dönüşen hava nedeniyle, yarış parkurlarını değiştirmişlerdi. Güncellenen parkur, tıpkı geçen yılkı gibi, en sevdiğim Pokut Yaylası’ndan geçiyordu. Ayrıca parkurda irtifa kazanım kaybı vardı. Bu harika ötesi bir haberdi!

1 gün öncesi:

Trabzon’a sabah 8:30’da, bulutlu bir havada,rotarsız iniyoruz. Hayret, yağmurdan hiç eser yok. Halbuki haberlerde sürekli sel ve heyelan uyarı anonsları geçiyordu. Ayder’e transferimizi sağlayacak Şamata Tur’un ilk müşterileri idik. Diğer koşucuların uçaklarının inmesini ve minibüsün dolup kalkmasını beklerken, elbette Karadeniz’in sürpriz havası çok gecikmeden kendini gösteriverdi. Önce cılız başlayan yağmur, çok geçmeden sileceklerin yetmediği bir ortama dönüşecekti. Hava tahmin raporları ise yarış günüyle ilgili çelişkili bilgiler veriyordu. Ya ful sel yağmur altında koşacaktık, ya da yarış başladıktan 3.5 saat sonra yağış bitip de kendini kuru bir havaya teslim edecekti. Karadeniz’de havanın şakası olmadığını, yıllardır artık çok iyi biliyorduk… Herşey mümkündü. İlk ultra yarışımızda bakalım başımıza daha neler gelecekti…

Yarış organizasyonunun ev sahipliğini yapan Tamzara Tur ve oteli Natura Lodge’a 2.5 saat sonra varıyoruz. Yağmur hala fena yağıyor. Odaya yerleşip, hemen ilk iş kayıdımızı tamamlıyoruz. Alper büyük titizlikle malzeme kontrolümüzü yapıp, faydalı bilgiler veriyor. Söyledikleri çok iyi geliyor, biraz rahatlıyorum. Ama bu bilinmez ve ağır hava koşullarında nasıl koşacağımız kafamda bir türlü çözemediğim bir muamma.

Eylül Restaurant’ta öğle yemeği namına, enfes bir lahana çorbası ve kuzu saç kavurması yiyip, bol bol yarışı konuşuyoruz Ersavaş’la. Ben kafamda yarışı koşmaya başladım bile! (Aman Alper duymasın, nee bu kız avans ile mi koşmuş demesin sonra?! :)) Yemek sonrası, odaya kapanıyoruz, öğleden sonra tüm vaktimiz, malzemelerimizi kontrol edip, yarış kıyafetlerimize karar vermekle geçiyor. Sonra takım arkadaşlarımızın tecrübelilerine de danışıyoruz. Aylin, Savaş ve Seyit abi whatsapp üzerinden her türlü desteği verip, yorum veriyorlar. 2 saat sonunda artık malzememizi tamam ediyoruz! Büyük bir bilinmezlik üzerimden kalkınca, birden inanılmaz rahatlıyorum… (Takım arkadaşlarım, iyi ki varsınız, sağolun, var olun…) Sonra, kendimce CP’lere varış saat hedefleri verdiğim kabaca bir plan yapıyorum. Hedefim 8 saatte bitirmek. Yani, start 05:30’da, 13:30’da tekrar Çinçiva’da olacağım. Bu bilgileri de göğüs numaramın arkasına yazıyorum. Ne olur, ne olmaz, yarış sırasında belki kafam gider, yanlış matematik hesabı filan yaparım, aman, hedefimin gözümün önünde olsun..

Sonra, yarışın organize ettiği muhlama partisine akıp gidiyoruz. Parti yine Eylül’de. Eylül’ün muhlaması da pek bi güzelmiş. Kalori endişesi, zarar fayda, yağ, carb, filan her türlü dengeyi alt üst eden bu lezzete, 1 sepet (!) ekmeği bandırarak teslim oluyoruz… Bu arada, saatler epey ilerliyor, Seyit abi de Trabzon’a vardı, Ayder’e ulaşmaya çalışıyor. Fakat yağmur o kadar şiddetli yağıyor ki, Ardeşen -Çamlıhemşin yolunda heyelan oluyor ve yolu kapatıyor. Yolun açılmasını beklerken, göz kapaklarımıza yenik düşüp, kendisini göremeden yatmak zorunda kalıyoruz.

Yarış günü:

Sabah kalk 3.30’da. Kahvaltıya 4.00’te iniyoruz. Seyit abimiz az uyku ile sabahı etmiş ama afetleri atlatıp, Ayder’e ulaşabilmiş olması bile nerdeyse başlı başına bir mucize… Dr. Nazım da kahvaltıda bizimle, hep beraber laflıyoruz, servislerin bizleri start noktasına taşıyacağı kalkış saati bir çırpıda gelip çatıyor.. Tam 4:30’da yarış başlangıç noktası Çinçiva’ya doğru hareket ediyoruz…

Çinçiva’daki kahve, sabahın 5’inde böyle bir cümbüş görmemiştir diyeceğim ki, yanlış olur. Ne dizilere, filmlere platoluk yaptı sahi burası… Kahvehaneyi, mutfağı dahil tamamen işgal etmiş durumdayız. Fotoğraflar, selfie’ler çekiliyor, herkes start öncesi son kontrollerini yapıyor. Hava henüz karanlık ve yağmur hiç kesilmeyecek gibi yağıyor… Son bir kararla, üzerime kayak termal içliğimi giyip, çantamı yağmurluk içine hapsediyorum ki, bir de çanta ıslanıp ek ağırlık yapmasın… Hava gün ortasına doğru şayet ısınırsa, termali çıkartma niyetindeyim… Batonlarımı da boyuma göre ayarlıyorum. Mis. Hazırız! Start 15 dakika rötarla, 5:45’te veriliyor. Grubun en arkasından başlıyoruz. Enerjimiz ve keyfimiz yerinde. Dinmeyecek gibi yağan yağmura rağmen.

Fırtına Deresi’nin coşkulu akan gürültüsü, gün ağarırken nefis bir fon oluşturuyor. Etrafımız yemyeşil, Zil Kalesi ayrımından itibaren, daha önce araba ile geçtiğimiz yolda koşuyor olmak bile başlı başına olağanüstü! Zil kalesine çıkan yolu sürekli çıkış diye hatırlıyordum, halbuki inişler de varmış. Güzel, hızlanıyoruz. Bir süre sonra Zil kalesi giriyor manzaramıza, off, kadraj müthiş. Önümde koşanlar, arkasında yüce kale, yemyeşil bir renk paledi içinde.. Derken Elena karşımızdan çanlar çalarak geliyor, bizi bu güzel rüya gibi sahneden uyandırıyor, neşesiyle süper motive ediyor, ilk 5.5K CP’sine çok az kaldı diye… Evet, kıvrılıp, hemen kaleye varıveriyoruz işte. Ersavaş ve Seyit abiyi gerimde bırakmıştım, CP’de üzerimi değiştirmek için zaman kazanmak niyetiyle. Seyit abi masaya teğet geçerken, yağmurluğunu çoktan çıkardığını ve durmayacağını anlıyorum, az miktar su alıp, CP’den hızlıca ayrılıyor. Nerdeyse kimse durmuyor. Ersavaş, CP’ye gelmeden çoktan termalini çıkartmıştı bile, ben de üstümü değiştirmemeye karar veriyorum… Çok az su ve kola içip, Ersavaş’la beraber devam ediyoruz. Biz arkada kalan tayfa, artık öndeki gruptan tamemen koptuk, sıklıkla durup, fotoğraflar çeken bir grubuz.Şelaleler üzerimize akıyor, içinden geçiyoruz… üzerinden atlıyoruz… 12K Palovit Şelalesi CP’sine geldiğimizde, burada epey oyalanmayı baştan planlamış idik… Bir sonraki CP 24K’da, Hazindak Yaylası’nda, oraya kadar sürekli tırmanış ve patikalar var, en az 3 saat süreceğini planlıyoruz. Hava gittikçe sertleşiyor, Ersavaş, CP’te soğuktan donmamaya çalışan gönüllülerin üşüyen bakışları altında yağmurdan sırılsıklam olmuş üst katmanının altındaki terden sırılsıklam olmuş tshirtünü çıkarıp, yine termalini giyiyor :)) (havanın gerçekten şakası yok, yükseklerde daha da soğuk olacak…); zeytin, biraz peynir, biraz tuzlu balık krakerlerden atıyorum ağzıma. Biraz daha kola ve su içip, 3 dakika sonra istasyonu terk ediyoruz. İşte bundan sonra parkur esas başlıyor. Palovit’ten Amlakit ayrımına kadar orman yolundan devam edip, ordan antik patikaya gidip, yaylaya çıkacağız. Sağımızda hala Fırtına Deresi gürül gürül akıyor, karşımızdaki dağlardan şelaleler akıyor. Bu arada içine doğru koştuğumuz vadinin yüksekleri artık tamamen karlı. Şelaleler yolları keserek, dereye doğru vahşice akmaya devam ediyor.

Biz elbette bu büyük su birikintilerin içinden geçmek zorunda olduğumuz için ayaklarımız da tamamen ıslanmış durumda… Ersavaş başta söyleniyor, ayaklarını ıslatmamak için direniyor, halbuki ortam o kadar ıslak ki, ıslanmamak zaten mümkün değil. Çabalamak bile boşuna! Halimize bir yandan da çok gülüyorum… Sen misin bugüne kadar yağmurda düzgün bir antrenman bile yapmayan… Buyur işte yarışta koşarsın, sudan çıkmış balığa dönersin işte! Aşağı rakımlarda iken, buz gibi suların içinden geçerken hissiyatım, suyun ayaklarıma soğuk masaj yaptığı idi.. Sonraki ilerleyen kilometrelerde ise, yüksek rakımlara çıktıkça, karla buluşmamızla birlikte donma hissine doğru giden bambaşka bir yolculuğa dönüşüverdi…

Amlakit patika ayrımından sonrası zaten en sevdiğim yerler. Hazindak ve Pokut yaylalarından geçeceğiz. Patikaya girerken saatim 23K’da olduğumuzu yazıyor. CP’e 1K kaldı sadece. Garip. Bence daha uzun bir mesafe olmalı. Nermin hanımla karşılaşıyoruz, laflayarak tırmanışa geçiyoruz. O 1K’yı geridebıraktığımızda biz sadece yaylaya çıkan yolu yarılamıştık! Artan kar ile birlikte yolumuza pür dikkat devam ederken önümüzdeki bir grubu yakalıyoruz. Onlar da sanki donmak üzereler. Sohbet ederek, üşüdüğümüzü unutmaya çalışıyoruz bir yandan. Hazindak’a vardığımızda saatim 25.3K’da olduğumuzu gösteriyordu. Hem mesafeyi hem de süreyi şaşırmıştık. Tam 20 dakika sapma vardı hedefimden. Daha önümüzde Pokut vardı, oraya kadar da epey karlı idi… Hazindak o kadar karlı ve soğuktu ki bu istasyonda görev yapanlar ateş yakmıştı. Yayla halkı ise bize kesin deli gözüyle bakıyordu. Sıcak bir neskafeyi hızlıca içip, biraz daha peynir ağzıma atıp oyalanmadan devam etme kararı alıyoruz. Ateş başındaki grupla beraber CP’den ayrılıyoruz, artık 5-6 kişilik kalabalık bir grup olduk. Nermin hanım burdan yukarılara devam edecek, o gideceği yol da kardan görünmüyor bile, helalleşiyoruz. Bu CP’de, biraz daha dursaydık, kesin donardık…

Önce yokuşları kayarak iniyoruz, kar daha da artıyor, durmadan devam etmemiz lazım, ayaklarımız buz gibi. Eldivenlerimi Hazindak’ta giymiştim, ancak bu koşu eldivenleri vız geldi bu Karadeniz’in olağandışı soğuğunda… Böylece Pokut’a kadar 9K daha koşuyoruz. Pokut, bembeyaz bir örtü altında! İnanılmaz bir manzara! Yaylaya tepeden bakarak geçiyoruz. Ancak CP’yi bulamıyoruz bir türlü. Aramızdaki bazı dostların o CP’ye çok ihtiyacı var, hani bu kadar yolu koşup da CP’yi pas geçersek diskalifiye olma ihtimalimiz de var. Pokut’ta ileri geri gidip, CP’yi ararken hem önemli şekilde zaman kaybediyoruz hem de yavaşladığımız için daha da üşüyoruz. Aramızda titremeye başlayanlar da olunca hemen ve hep beraber yolumuza devam etme kararı alıyoruz. Umarım CP önümüzde bir yerlerdedir! Meğer hava koşullarından dolayı Sal yaylası ayrımında araç içinde bekliyormuş bizi Caner! İşte CP’miz! Biraz daha peynir atıştırıp, vedalaşıyoruz Caner ile. Pokut’a günübirlik gelmeye çalışan ve karda kalan bir grup bizleri karşılıyor, alkışlıyor, fotoğraflarımızı çekiyorlar. Süper moral veriyorlar, sağolsunlar. Bu moralle şimdi tırmandığımız 1600m’yi birden 11-12K’de inmek var.

Pokut yolunu biliyorum, bu sert ve dik inişin zorlayacağını da çok iyi biliyorum. Geçtiğimiz 4 kişi, bizi buinişte geçiyor. Hatta Nermin hanım da geçiyor. 64K’dan 43K’ya dönmüş. Yayladaki köylüler Hazindak’tan öteye gitmesine izin vermemişler. Bence iyi de olmuş… İnişle birlikte hızlanmak istiyorum ama sakatlanmak da istemiyorum. Birkaç kere taşlara takılıp, düşme tehlikesi atlatıyorum. Neyse ki batonlar düşmekten kurtarıyor beni. Ancak son 3K kala, nasıl olduysa birden batonları yere saplayamadan kendimi yere doğru uçarken buluveriyorum! Sol avuç içim acıyor, eldivenim, taytım yırtılıyor, dizlerim yerde zımparalanmış gibi sürtünmüş… Neyse, yine çok ucuz atlattım! Hemen kalkıp, koşmaya devam ediyorum! Kaybedecek daha fazla vaktim yok!

Çinçiva uzaktan görünüyor. Şenyuva köprüsü de. Evler başlıyor. İşte diyorum, bitti! Ama yol döne döne, uzadıkça uzuyor, bir türlü bizi o görüntüye yaklaştırmıyor! Sis bulutlarına bakarak oyalanıyorum. Artık sıkça saatlere baktığımız anlar. Az kaldılar. Ha gayretler. Bitti demeler. Veee. Düzlüğe iniyoruz! Çan sesleri geliyor, finiş tag’ını da görüyoruz artık! İşte gerçekten bitiyoooor!…

Bu yarış öyle bir yarıştı ki, birkaç yarışa bedeldi. Ömre bedeldi. Bitirmek bile büyük başarı idi. Başka hiçbir yarışa benzemiyor. Cidden, ne kadar yazarsak yazalım, yaşanmadan anlaşılmasına imkan yok. Çektiğimiz bazı fotoğraf ve videolardan artık ne kadarını anlayabildiyseniz! Güzel Karadeniz’im teşekkür ederim! Bu yıl da bana bu güzellikleri, sürprizleriyle birlikte yaşattığın ve unutulmaz kıldığın için!

Bazı notlar:

– Güzel coğrafya, güzel organizasyon. Daha büyük organizasyonlara layık bir coğrafya. Hep söylüyoruz, yine söylüyoruz. Onların Mont Blanc’ı varsa, bizim de Kaçkar’larımız var! Her türlü doğa sporu yarış etkinliği daha fazla yapılmalı, Ayder bir spor üssü olmalı!

– Sürprizlere açık olun. Burası Karadeniz, doğa ananın ne yapacağı hiç belli olmaz. Karşınıza ayı da çıkabilir, daş da düşebilir… Tipi de yağabilir, sel götürebilir, fırtına da uçurabilir…

– Zorunlu malzeme listesini ciddiye alın, bence en kritik konulardan biri de bu. Alper ve Elena’nın değerli birikimleri ile hazırlanmış bir liste bu, dağda ne zaman, ne ile karşılaşacağınız hiç belli olmaz. Onlar biliyor ihtiyacınız olabilecek malzemeleri, hepsini listelemişler, yanınızda olsun.

– Bazı yarışlar öyle ki, antrenmanını yapmadığın şeyler karşına çıkıveriyor. Bu da böyle bir yarış. Sırılsıklam ayakkabılar içindeki ıslak ayaklar ve ile normalde 8.5 saat hayatta koşmazsınız di mi? Ya da sağanak yağmurda da bir insan kaç saat antrenman yapabilir ki… hepsini bu yarışta yaşadık, tattık. Aslında suyun her türlüsünü, tüm duyu organlarımızla yaşadığımız çok özel bir yarış bu diyelim… (Not : Hala yaşıyoruz, ölmedik… ;))

– Yerel destek güzel. Bir sürü sponsorların olması da güzel. Ama organizasyonda mesela Jandarmayı göremedik. Ayder’de 13K start’ında trafik durdurulamadığı için yarış bir türlü başlayamadı… Merak ettik Jandarma nerdeydi?

– Marsis konseri olağanüstü idi. Bize bir şölen yaşattılar. Kimin fikriyse, aklı çok yaşasın, bin yaşasın. Ayder ahali ile birlikte dev bir horon halkası yaptık. Öyle güzel karelere şahit olduk ki… Yayla kadınlarının neşesi, renkliliği, güzelliği, kocaman yürekleri hiçbir fotoğraf karesine sığamazdı.

– Muhlama partisi – bu seferki müthiş oldu. Eylül Restaurant’ın hakkını teslim ediyoruz. 150 kişiye, o an mutfakta taze taze pişirip, muhlama servisi yaptılar. Tek kritik: Bizim beklentimiz partilerin aslında koşucular için güzel bir sosyalleşme noktası olması, bu yönü biraz eksik kaldı belki de…

Ama muhlamanın kendisine yıldızlı 10!

– Organizasyon, olağanüstü hava koşulları nedeniyle, yarıştan 1 gün önce rotaları değiştirdi. Bu iyi oldu. Ama teknik briefing bu nedenle belki yarış öncesinde yapılamadı. Herşeye rağmen bir briefing olmalıydı.

– Organizasyon daha iyiye gidiyor. Ancak, katılımcı sayısı arttıkça daha fazla sorumlu çekirdek bir ekip gerekecek. Bu ekip şimdiden yetişmeli… Tüm organizasyonun sorumluluğu ve detayların takibi 3-4 kişinin üzerine yıkılmamalı. Gönüllüler daha aktif çalışmalılar.

Logbook / Veriler:

Mesafe : 46.20K
Süre : :08:35:16
Yükseklik değişimi : 1997 dsc + 1978 asc

Ekipman ve diğer:

Saat: Suunto Ambit 2
Ayakkabı: The North Face Ultra MT
Batonlar: Salewa Mountain Trek – pahalı bir yatırım değildi, aslen trekking inişlerinde işime çok yarıyordu, zira kimbilir kaç kez zirve gördü, ama bugüne kadar yıllardır hep işimi gördü.. ancak bu yarış sırasında batonlar, kar ve buzla karşılaşınca ayarlama mekanizması bozuluverdi, yarış sonrası artık kendilerini emekliye ayırmak zorunda kaldık… (Bu parkurda baton olmazsa olmazınız… taşımaya değer! Saatlerce trekking parkurlarından baton taşımaya çok alışkın olmak iyi birşey… ayrıca Kaçkar Ultra öncesi 2 kez batonlu olarak antrenman yapma şansım olmuştu..)
Su geçirmez üst katman: Goretex Rossignol Yağmurluk (Trekkinglerde çok kötü hava koşulları ile karşılaşırsak, bir gün lazım olur diye, yurtdışına gittiğim bir vakit denk gelmiştim de seri sonu indirimden almıştım. Daha önce hiç böyle bir yağmurda test etme şansım olmamıştı. Malzemesi koşu yağmurluklarına göre kalın olsa da, hayatımı kurtardı 😉 Kapişonunun tam sabitlenemediğini fark ettim, içine şapka takarak sabitledim, bu minik sorunu da bu şekilde çözdüm… İyi oldu 😉
Üst: Kalenji kayak içliği (2 tip içlikten, içi tüylü ama nefes alabilende karar kıldım. Bu içlik hayatımı kurtardı. Yarışın başından sonuna kadar üzerimdeydi. Başka da birşey giyip, çıkartmak gerekmedi.)
Alt: Karrimor X Lite, içi polar kışlık ¾ tight
Çorap: Nike compression (koşu sonunda, çorapların topukları tamamen erimişti! Topukları darbeye dayanıklı bir compression giymeliymiş!)
Eldiven ve şapka: Mutlaka gerekli idi. Koşu eldiveni yaylalarda, hava soğuk iken az geldi. Bir dahaki yarışta yanıma 2 çift eldiven alırım. (Dağdaki soğuğu ciddiye alın!) Şapka içine polar bir kafa bandı taktım. Ben bereyi kafamda sürekli takabilen biri değilim, bu şekilde kafam hem kuru ve gerektiği kadar sıcak kaldı, hem de rahattı!
Çanta: Kalenji 9-14lt (ben bu çantadan memnunum, şimdiye kadar hiçbir yerimi yara yapmadı.)
Yanımdakiler: 1.5 lt su, hurma ve ceviz (bunlara dokunmadım), cevizli incir ve hurma ezmesi silindir paketlerden 2 adet (bunları Ersavaş ile ortak yedik- 1 tanesi yeterliymiş), 3 adet tuztableti, telefon, kulaklık, ve yarış için listelenen tüm zorunlu malzemeler. Yarış boyunca da çantamdaki suyun 1 lt’sini içmişim. CP’lerde öyle donanımlı masalar vardı ki, bunlar beslenme için fazlasıyla yeterliydi… (Galiba her yarış sonrasında yiyecekle ilgili önemli gelişmeler kaydediyoruz… İlk yarışımı hatırlıyorum da… çantamda sanki market taşıyordum!)Her yarıştan birşeyler öğreniyoruz, öğrenmeye devam!

Yarışla ilgili resmi web sitesi: http://www.ultrakackar.com/
Yazan Runbo: Bike Geçkinli

madalyaRUNBO Sonuçlar:
Bike 43+3K         08:35 (Overall: 41/56, Gender+Age: 1/4)
Ersavas 43+3K   08:35 (Overall: 42/56, Gender+Age: 21/24)
Seyit 43+3K        07:54 (Overall: 29/56, Gender+Age: 1/4)